'Biz niye taş atmıyoruz?'u tartışmak daha anlamlı değil mi?


Mesut Onatlı / Demokrat Haber

“ Az önce bir şey öldü.

Utanç.

İntihar etti.”

“Disko 5 No’lu” adlı oyunda Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde yapılan tecavüzler üzerine sarf edilen sözler bunlar. Tecavüzün bir sınırı var mıdır diye düşünmeden edemiyor insan kimi tecavüzleri duyunca. Örneğin bahsi geçen cezaevinde babanın gözü önünde oğluna, oğulun gözü önünde babasına yapılan tecavüz mü yoksa birbirlerinin cinsel organlarını ağızlarına almaya zorlanmaları mı daha çok dehşete düşürür insanı?

“5 No’lu Cezaevi” belgesel/filmde geçen “işkenceciler cinsel organlarını en son kulaklarımızın arkasına deydirdiler… s.kilmedik yerinizi bırakmayacağız diyorlardı”nın veya “Bildiğin Gibi Değil” kitabında geçen 9-10 yaşlarındaki Hazal’a 9 kişinin babasının gözü önünde tecavüz ederek öldürmesinin ötesi var mıdır? Ya en son Pozantı Cezaevi’nde yaşanılanların? Varsa bir sınırı tecavüzün, nedir? Bunu yapanın, yapabilenin sınırı nedir?

Adorno’nun “Auswitch’ten sonra şiir yazılamaz” dediği durum tam da bu değil midir? Diyarbakır Cezaevi’nden, Hazal’dan, Pozantı’dan sonra yazılan, çizilen, söylenilenler bir anlam ifade edebilir mi? Yapılanı kınamak, basın açıklamaları yapmak, kampanyalar düzenlemek ne anlam ifade eder gerçekten? Pozantı’da olanlardan sorumlu olanların tümü açığa alınsa, cezaevine konulsa, o çocuklar serbest bırakılsa sorun çözülmüş mü olacak? Ki bunların bile hiçbiri yapılmadı henüz. Üstüne üstlük inkar edildi, hem olanları anlatan çocuklardan biri hem de haberini yapan DİHA muhabiri tutuklandı. Bu, “yaptık, yine yaparız” demek değil midir?

Diyarbakır Cezaevi’nde yatan bazı tutsaklar yaşadıklarından sonra ölmek istemişti. Kimi başardı, kimi öldürüldü ama asıl hedeflenen kişiyi fiziken öldürmek değil onun benliğini, kişiliğini yok etmekti. İşkenceciler, öldürmenin ötesini kurguladı ve uyguladılar orada. Dayak, dışkı-fare yedirme, lağımda yüzdürme vb. yetmedi asıl “aşağılayıcı” olan tecavüze başvurdular. “Bir gün dışarı çıksan da burayı asla unutamayacaksın” diyorlardı. Minik Hazal, asıl babasını düşürmek için gözü önünde tecavüz edilerek öldürüldü. Pozantı’da çocuklar tecavüzcülere “alın size PKK’lıları getirdik” diye sunuldular.

Bütün olanlardan sonra “yaşam hakkı” üzerine tekrar düşünmek gerekmiyor mu? Kutsal denilen yaşam hakkına bu şekilde tecavüz edenler, kişiyi bu şekilde kişiliksizleştirmek isteyenlerin “yaşam hakkı” nedir? Yaşam amaçları yaşam hakkına gasp olanların yaşam hakkı olmalı mı gerçekten? Tecavüzcülere ne yapılmalı sorusu önemli bir sorudur. Ömür boyu tek kişilik hücreye mi atılmalı, tedavi mi edilmeli? Var mı tedavisi? Veya “La Piel Que Habito/İçinde Yaşadığım Deri” filmindeki gibi o kişinin cinsiyeti değiştirilip ona tecavüz mü edilmeli ne yaptığını anlaması için? Veya öldürülmeli mi tecavüzcü, eskilerden bir film olan “Sleepers/Kardeş Gibiydiler” ve bu filmin uyarlaması olan Show TV’de yeni gösterime giren “Suskunlar” dizisindeki gibi? Kardeş Gibiydiler filmi ve Suskunlar dizisinde cezaevinde tecavüze uğrayan çocukların bütün unutma çabalarına rağmen yaşadıklarını unutamamaları ve ileriki yaşlarda öç alma tutkuları anlatılır. Dizinin 2. bölümünde tecavüzcülerinden birini öldürdüklerinde tecavüze uğramışlardan biri “20 yıldır ilk defa nefes aldım” diyordu mesela. Yine Diyarbakır Cezaevi Sempozyumu’nda orda yatmış tutuklulardan birisi “Esat Oktay Yıldıran’ın öldürüldüğünü duyduğumda sevinçten ağladım, içim ferahladı. Bir gün olacağını biliyordum. Hep bu umutla yaşadım” diyordu. Tecavüze uğrayanların nefes alması için gerçekten ne yap(ıl)malı? İnsan insana bunu neden yapar? Hem bilim hem de din çevrelerinde mahlukatların en üstünü kabul edilen insanın üstünlüğü nerede?

Türler sınıflandırılmasında en üste konulan insan (hadi özelleştirelim, erkek) daha nasıl aşağılık olabilir? Kadını kendi deyimiyle “becerip”, her erkeği de kendisi gibi erkekliği ile övünen sanıp ona da tecavüz ederek “sende erkeklik diye bir şey bırakmayacağız” dedirten “erkeklik” nasıl bir şeydir? Ötesi var mıdır?

Bu çocukların niye taş attığı anlaşılmıyor mu hala? Ey tecavüzcüler ve bunu “devletin polisine taş atarlarsa sonu böyle olur” demeye getiren aşağılık destekçileri, artık anlıyor musunuz bu çocukların niye taş attığını? Anlıyor musunuz “çatışmalarda askerler yaralanınca, keşke ölselerdi diyorum” diyen çocuğun kinini? Anlıyor musunuz “taş atıyorum, silah bulsam silah da sıkarım” diyen çocuğun öfkesini? Anlıyor musunuz “bazen bomba olup içlerinde patlamak istiyorum” diyen çocuğun nefretini? Sizler yarattınız bu kin, nefret ve öfkeyi. Dün analarına, babalarına tecavüz ederek sizler yarattınız. “Savaş nesli” denilen bu nesli sizler yarattınız. Onları durdurmak için şimdi de onlara mı tecavüz etmeye başladınız? Analarını, babalarını bu yolla durdurabildiniz mi ki onları durdurabilesiniz? Hadi diyelim durdurdunuz, bu savaşı da kazandınız. Peki ya insanlığınız?

Ve biz ey henüz insan kalabilmişler, bizler hala bu çocukların niye taş attığını mı tartışıyoruz? “Biz niye taş atmıyoruz?”u tartışmak daha anlamlı değil mi? Kaldı mı utanç?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.