Beşikçi: Kılıçdaroğlu 'yaranma siyaseti' yapıyor

Sosyolog, yazar İsmail Beşikçi "Kimlik Siyaseti" başlıklı yazısında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 'kimlik siyaseti' politikasını eleştirdi ve Kılıçdaroğlu'nun "yaranma siyaseti" yaptığını belirtti.

Beşikçi, kimlik siyaseti konusunu ele aldığı yazısında Mehmet Ali Birand ve Toktamış Ateş'e de göndermelerde bulundu.

"KILIÇDAROĞLU'NUN YAPTIĞI 'YARANMA SİYASETİ'"

Beşikçi, Kürtlerin kolektif haklarını dile getirdikleri noktada Kılıçdaroğlu'nun "kimlik siyasetine karşıyız" argümanını sunmasını, Kürt kimliğini gizleme ve reddetme siyaseti olarak algılamak gerektiğini söylerken, bunu da "yaranma siyaseti"yle değerlendirmenin yerinde olacağını belirtti.

Kılıçdaroğlu'nun Dersim'li ve Zaza bir Kürt olduğunun kamuoyu tarafından bilindiğini, yine 1937-38 Dersim soykırımında Nazımiye’de oturan ailesinden çok büyük kayıplar olduğunun da söylendiğini belirten Beşikçi, buna rağmen Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisini Türkmen olarak tanıtmasını ve Horasan'dan geldiğini ileri sürmesini "Bu, kendi kimliğini gizleme, kendi özüne yabancılaşma, özünden kopma, kendi özünü aşağılama siyasetidir. Bunu kısaca, egemen güçlere yaranma siyaseti olarak değerlendirmek gerekir," diye açıkladı.

ALEVİLERİN MÜSLÜMANLIĞA ASİMİLASYONU

Yazısında, İttihat ve Terakki’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nu, Türk milleti odak noktasında, yeniden organize etmek düşüncesini hatırlatan Beşikçi, "İmparatorlukta sadece Türkler yaşayacak" projesini gerçekleştirmek için Rumların sürgün edildiğini, Ermenilerin tehcir adı altında tamamen yok edilmeye çalışıldığını, Ermeniler ve Rumlardan kalan taşınmaz malların Müslüman Türk eşrafın denetimine verildiğini ve böylece Osmanlı ekonomisinin millileştirilmeye çalışıldığını söyledi.

Beşikçi, yine bu tasarım çerçevesinde, Kürtlerin Türklüğe, Kızılbaşların (Aleviler) Müslümanlığa asimile edilmeye çalışıldığını da belirttiği yazısında, böylece İmparatorluk içinde yaşayan herkesin Türk olacağını veya Türkleşmiş olacağını ve Müslümanlığın da Türk olmanın çok önemli bir koşulu olduğunu söyledi.

Kürtlerin Türklüğe asimilasyonunun, İttihat ve Terakki döneminde başlatıldığını belirten Beşikçi, Lozan Anlaşması’nın imzalanmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının uluslararası bir anlaşmayla garanti altına alındıktan sonra da Kürtlerin Türklüğe asimilasyonunun sistematik olarak başladığını söyleyerek, Kızılbaşların (Alevilerin) Müslümanlığa asimilasyonunun da bu şekilde gerçekleştiğini kaydetti.

'DERSİM'DEKİ ALEVİ SOYKIRIMI, KÜRDLERİN ASİMİLASYONUYLA İLGİLİ BİR DURUM'

Yazısında, Dersim katliamını hatırlatarak, "Aleviler sadece Dersim’de mi yaşıyor?" diye soran Beşikçi, "Türkiye’de çok yerde Aleviler yaşıyor. Neden sadece Dersim’deki Alevilere soykırım yapılıyor? Bu elbette Kürdlükle ilgili bir durum. Kürdlerin asimilasyonu ile ilgili bir durum. Yazarların Aleviliğe vurgu yaparken Kürdlüğü göz ardı etmeleri ve buna özen göstermeleri dikkatlerden kaçmamaktadır," derken, Dersimlilerin bir kısmının da Türkiye’nin orta ve batı yörelerine sürgün edildiğini; Çorum, Balıkesir, Manisa gibi yörelerde de Alevilerin yaşadığını hatırlatarak, "Temel sorun Alevilik olsa Aleviler, Alevilerin yaşadığı bölgelere sürgün edilir mi? Hâlbuki sürgünlerin esas amacı da Kürdlerin Türklüğe asimilasyonuydu. Sürgünler asimilasyon için elverişli bir ortam yaratıyor," dedi.

BİRAND VE ATEŞ'E ELEŞTİRİ

"Kimlik siyaseti söz konusu olduğu zaman gazeteci Mehmet Ali Birand ve Prof. Dr. Toktamış Ateş’ten de söz etmek gerekir kanısındayım," diyen Beşikçi, Birand'ın 96'da Kerboran'da 11 Kürt köylüsünün arabaları içinde yakılarak öldürülüşü haberini verişini eleştirirken,  o dönemde Birand'ın olayı kimin yaptığı konusundaki, " bu katliamı acaba PKK mi yapmıştır; arkasından acaba CIA mi, MOSSAD mı yapmıştır; acaba Saddam Hüseyin’in El Muhaberatı mı yoksa Hafız Esad’ın El-Muhaberatı mı..." yorumlarını "esas faili gizlemenin önemli bir yöntemi olarak" değerlendirirken, Toktamış Ateş'i de şu noktalardan eleştirdi:  

"Toktamış Ateş sosyal bilimler profesörüydü. Kürd’tü. Konya’dan, Yeniceoba’dandı. Ama Kürdlüğünü hiçbir zaman söylemedi. Bilakis resmi ideolojiyi savunan yazılar yazıyordu. 12 Eylül rejiminde, 1990’larda 'resmi ideolojiyi savunuyorum' diye yazılar yazıyordu. O zamanlar Cumhuriyet gazetesinde yazıyordu. Hâlbuki o dönemlerde resmi ideolojiyi eleştirdikleri için pek çok araştırmacı, gazeteci vs. devletin idari ve cezai tehditleriyle karşı karşıyaydı. 'Resmi ideolojiyi savunuyorum' diye yazılar yazan Prof. Dr. Toktamış Ateş bu tehditlere hiç dikkat çekmiyor, onları bilmezlikten, görmezlikten geliyordu."

İsmail Beşikçi'nin yazısının tamamını okumak için tıklayınız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.