Barış Meclisi: Kibir ve bahaneyi bırakın!

Türkiye Barış Meclisi, Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Turgut Tarhanlı'nın, Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cengiz Aktar'ın ve 1999 ateşkes döneminde PKK’nin geri çekilme sürecinde yakalanıp 6 yıl cezaevinde kalan Ayşe Karabaş'ın sunum ve deneyim aktarımlarında bulundukları bir kahvaltı toplantısını bugün (17 Nisan 2013) Cezayir Restaurant'da gerçekleştirdi.

Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Türkiye Barış Meclisi Dönem Sözcücü Hakan Tahmaz Türkiye'nin bulunduğu bu önemli eşikte barışın ikirciksiz desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak hükümeti kibirli dili bırakmaya, CHP'yi de bahane üretmekten vaz geçmeye çağırdı. Türkiye Barış Meclisi Dönem Sözcücü Hakan Tahmaz şöyle konuştu:

BARIŞ VE ÇÖZÜM GÜVEN ARTIRILARAK İNŞA EDİLİR!

Türkiye Kürt sorununda kritik günler yaşıyor. 29 yıldır süren savaş ve çatışmanın sonuna hızla yaklaşıyoruz. PKK’nin silahlı güçlerini sınır dışına çekmesi, sürecin en önemli merhalelerinden biridir. Bu sürecin sorunsuz ve güvenlikli bir biçimde aşılması, kalıcı çözüme ulaşmamızı kolaylaştıracaktır. Bunun için geçmişte yaşananlardan doğru dersler çıkarmalıyız.

Bugün tarafların geliştirdiği barış iradesini desteklemek, güç vermek, tartışmasız olarak öncelikli görev ve sorumluluğumuzdur. Bundan hiçbir bahaneyle kaçılamaz.

Ancak, son aylarda yaşananlardan çıkarılması gereken bazı dersler ve alınması gereken önlemler olduğu da bir gerçek. Anayasadan önce yapılması gerekenler var. Bunlar, anayasa tartışmalarını da büyük ölçüde kolaylaştıracak nitelikte düzenlemelerdir.

KİBİRLİ DİL VE “BEN YAPARIM ANLAYIŞI” BÜYÜK PROBLEM

Her şeyden önce hükümet çevresinin kibirli dili ve “salt parlamentodaki aritmetik çoğunlukla sorun halletmeye çalışması” ciddi sorunlara yol açma potansiyeli taşıyor. Geniş kesimlerin rızasıyla çözülebilecek Kürt sorununda zaman zaman “iki kişiden birinin oyunu alıyorum, ben yaparım” anlayışıyla davranılması çözümü zora sokuyor, toplumsal katılımı engelliyor ve çözüm karşıtlarının işini kolaylaştırıyor. Bunun en son örneğini parlamentoda Çözüm Sürecini Değerlendirme Komisyonu’nun kurulması sırasında gördük. Bu tavır terk edilmelidir.

CHP, BÜYÜK BİR SORUMLULUKLA KARŞI KARŞIYA

Ana muhalefet partisinin, hükümetin yanlış ve eksikliklerini de gerekçe yaparak barışa omuz vermekten uzaklaşması ve çözüm karşıtı odaklara yaklaşması, hiç kuşkusuz, bu süreci tehdit eden bir gelişmedir.

CHP’nin, kendi seçmeninin barış istemini dikkate almaksızın, varoluş nedeni barış ve çözüm karşıtlığı olan siyasal güçlerle aynı kulvarda sürece dahil olması endişe vericidir. CHP yönetimi tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya bulunuyor. Biz bir kez daha CHP’yi demokratik çözüm sürecinin gelişmesine etkin bir biçimde güç katmaya ve barışa omuz vermeye çağırıyoruz. Aksi halde, sürecin başarısızlığı durumunda bunun başlıca sorumlularından birisinin de CHP olacağı açıktır.

ÇÖZÜMÜN HUKUKSAL ALT YAPISI OLUŞTURULMALIDIR

Silahların susmasının ve ölümlerin durmasının yarattığı toplumsal ortamın kalıcı barışa dönüşmesi ve sağlıklı gelişmesi Türkiye’nin normalleşme sürecine girmesi için büyük bir fırsat ve zorunluluktur.

Normalleşmenin ilk adımı, çözüm sürecinin sorunsuz ve hukuksal meşruiyet tartışmasına yol açmadan ilerlemesi için bir dizi yasal düzenleme yapmak olmalıdır. Habur ve Oslo süreci, ilerlemenin ve sorunu kalıcı çözüme kavuşturmanın fiili durumlar yoluyla mümkün olmadığını göstermiş olsa gerek. Bu konuda yapılan uyarılar hızla ve ciddiyetle değerlendirilmelidir.

Yürürlükteki terörle mücadele konseptinde ve Terörle Mücadele Kanunu’nda köklü bir değişikliğe gidilmelidir. Bu olmadan demokratik siyasetin önü gerçek anlamda açılamaz. Hatip Dicle ve Fatma Kurtulan gibi siyasetçilerin tutuklu kaldığı koşullarda barış tehdit altında olmaya devam edecektir.

KORUCULUK VE ÖZEL HAREKÂT LAĞVEDİLMELİ

Savaş ve çatışma döneminin eseri olan Koruculuk ve Özel Harekât gibi savaş aygıtlarının lağvedilmesi için gerekli plan yapılmalı ve korucu alımları hemen durdurulmalıdır. Bu yapılar devam ettiği sürece, bölge halkının kendini güvende hissetmeyeceği açık bir gerçekliktir.

Barış ve çözüm sürecinin olmazsa olmazı Geçmişle Yüzleşme ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu gibi komisyonlar hızla kurulmalıdır. Ancak bunlar ben yaptım oldu anlayışıyla değil, çözüm güçleriyle ortaklaşacak biçim ve içerikte oluşturulmalıdır. Komisyonlarda toplumun yarısını oluşturan kadınların eşit özne olarak yer alması mutlaka sağlanmalıdır.

İnkâr, imha, savaş ve çatışmayla belirlenen dönemin yarattığı güvensiz ortam her fırsatta giderilmeye çalışılmalıdır. Kuşkular ancak böyle giderilebilir ve geleceğe emin adımlarla yürüyebiliriz.

2 YIL GERİLLA YAŞAMINA KARŞILIK 6 YIL HAPİSTE KALDIM

Hakan Tahmaz sözü eski gerilla Ayşe Karabaş’a bıraktı. Ayşe Karabaş,“1991 yılında geri çekilme kararı alındı. Biz de kendi içimizde sancılı tartışmalar yaptık. İkna olma konusunda sorunlar yaşadık. Devlete karşı güvenimiz yoktu ama sayın Öcalan’a güveniyorduk. Ve çekilmeye başladık. Biz de geri çekilirken Mutki’de korucular ve askerler bize saldırdı. Saldırıda çok kayıp verdik. Ben de o dönemde yakalandım ve 2 yıl gerilla yaşamına karşılık 6 yıl hapiste kaldım. Ben asla o günleri unutamam” dedi. Ayşe Karabaş’dan sonra sözü Prof. Dr. Cengiz Aktar aldı.

“HERKES TOPYEKÜN SUÇ İŞLİYOR”

Cengiz Aktar genel olarak yaşanan sorunlardan bahsettiği konuşmasında, “Türkiye’de barış konuşulduğu andan itibaren herkes topyekün suç işliyor, çünkü konuşulan her şey anayasada suç. Bu toplantı bile suç. Ayşe’nin söyledikleri bile dava ve soruşturma açılması için yeterli. Her yerde gerilla dönsün diyorlar ama nereye dönsün. Toplumun, herkesin, gerillanın da rehabilitasyona ihtiyacı olacak” dedi.

Sözlerinin devamında Aktar, ”Yasal-anayasal değişiklikler, öncelikli ekonomik bölge, silahsızlanma, terhis ve topluma kazandırma gibi süreçlerin işletilebileceğini söyledi. Koruculuğun kaldırılmasının yanı sıra bireysel silahsızlanmanın da sağlanması gerektiğini belirten Aktar, "Suça bulaşmamış olanlar sıvışsın, yok olsun deniliyor. Bu yanlış. Yasal düzenlemeler yapılmalı. Eve döndü diyelim, güvencesi ne olacak? Eve dönüşten sonra hukuki altyapı gerekiyor. Bunlar Erdoğan'ın şahsi teminatıyla olacak bir şey değil" diye konuştu. Turgut Tarhanlının konuşmasından sonra toplantı sona erdi.

(Kadir Kaçan / Demokrat Haber)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.