Amed Dicle tutanakları yazdı: Öcalan ve devlet arasında neler konuşuldu?

Gazeteci Amed Dicle ANF’de yayınlanan yazısında İmralı masasında Öcalan ve devlet arasında neler konuşulduğuna dair yazısında çok çarpıcı aktarımlarda bulundu. İşte o yazı:

İmralı masasında Öcalan ve devlet arasında neler konuşuldu

Ocak 2013 tarihinde DBP Heyeti’nin İmralı Adası’na giderek Öcalan ile görüşmesi, ‘çözüm süreci’ olarak tanımlanan dönemin, kamuoyuna açık hale gelmesini ve yeni bir aşamaya geçişi işaret ediyordu. 1993 yılından itibaren çeşitli dönem ve biçimlerde devam eden Türkiye devleti ile Öcalan-PKK arasındaki görüşmelerin en ‘umut verici’ halkası böylece başlamıştı. Ve çokça dile getirildiği gibi, Öcalan’ın Newroz 2013’teki tarihi mesajı kimileri açısından süreci artık geri götüremeyecek kadar ilerletti.

Fakat sonuç, beklendiği gibi olmadı. Bu görüşmelerin üzerinden tam üç yıl geçti ve durum tam tersine döndü.

AKP yönetimindeki Türk devleti, Kuzey Kürdistan’daki PKK’nin silahlı yapılarını pasifize ederek savaşı Rojava’ya çekti. Öcalan’ın barış çabalarını da fırsat bilerek PKK’nin tümden silahsızlanmasını hesapladı. AKP silahların bırakılmasını ve Kürt halkının haklarının ondan sonra konuşulmasını dayatırken; Kürt Hareketi ise siyasal zeminin hazırlanması, hakların yasal güvenceye alınmasından sonra silah meselesinin hallolacağını öne sürdü. Ve bu koşulların oluşması için Öcalan, sonradan özeleştirisini verdiği ‘geri çekilme çağrısı’ yaptı. Bu çağrıdan sonra, tek taraflı çatışmasızlık süreci devreye girmiş oldu.

Fakat AKP’nin planları tutmadı, devlet düşündüğü gibi PKK’yi silahsızlandıramadı. Sonrasında Kürtlerin hakları konusunda ise ‘Kürt sorunu yok’ diyerek tutum belirledi. Kürt hareketinin beklediği siyasal ve demokratikleşme adımları da atılmadı. Ve Öcalan’ın İmralı görüşmelerinde defalarca uyarısını yaptığı korkunç savaş, 24 Temmuz 2015 tarihinde Kandil’in bombalanması ile başlamış oldu.

Peki, gerçekte süreç hangi aşamadaydı ve taraflar sürece hangi perspektifle yaklaşıyordu?

İşte bu sorunun cevabını verecek bir kitap, yakın dönemde Avrupa’da yayınlandı. Mezopotamya Yayınları tarafından basılan ‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa’ (İmralı Notları) kitabında 3 Ocak 2013 tarihinden 14 Mart 2015 tarihine kadar DBP-HDP heyetlerinin Öcalan ile yaptığı görüşmelerin tutanakları yer alıyor. Yanı sıra, Öcalan’ın çeşitli kurumlara gönderdiği dört ayrı mesaj da kitapta yer bulmuş.

İmralı sürecinin arka planını ve Öcalan’ın sadece Kürt sorununa değil; Ortadoğu’daki kaos, Kürtlere, Türklere, kadın ve gençlere, dini inançlara ve barışa ilişkin düşüncelerini anlamak için bu kitabı kesinlikle okumak gerekiyor.

Kitapta Öcalan ile devlet heyeti arasındaki görüşmelerin tutanakları bulunmuyor. Zira bu tutanaklar sadece devlet arşivinde var. Ama HDP Heyeti ile yapılan her görüşmede hazır bulunan devlet yetkililerinin sohbete dâhil olduğu zamanlar da tutanaklara geçirilmiş.

İçinde olduğumuz sürece ışık tutacak tartışmalar kitabın özellikle son bölümlerinde mevcut. Çünkü sürecin bu hale geleceğine dair güçlü emareler İmralı masasında Öcalan tarafından görülmüş ve tespiti yapılmış.

Örneğin; Bundan tam bir yıl önce. 9 Ocak 2015’te İmralı adasında tarihi bir görüşme gerçekleşiyor. Görüşmelere Muhammed Dervişoğlu, Kamu Güvenliği Müsteşarı (KGM) sıfatı ile devleti temsilen katılıyor. Masanın öteki tarafında ise HDP Heyeti bulunuyor. Ve tutanaklara göre görüşme şöyle başlıyor:

KGM Dervişoğlu Öcalan’ı masaya davet ediyor, yemek yeniliyor ve masadaki yemeğe ilişkin biraz sohbet yapıldıktan sonra Öcalan, “Evet, süreyi de dikkate alarak bu ilk önemli toplantıyı başlatmakta fayda var" diyerek söze giriyor.

Bunun üzerine KGM Dervişoğlu; “Mütevazı bir toplantı masasında oturmuş olabiliriz. Ancak toplantı tarihi bir görüntüyle başlıyor. Bu biraz bizden kaynaklı bir durumdur. Yukarıda geniş heyetlerin toplantı yapabileceği toplantı salonundaki çalışmalar devam ediyor” diyor. (Erdoğan’ın sonradan inkâr ettiği masa sonraki görüşmelere kadar hazır oluyor.)

Dervişoğlu’ndan sonra Öcalan, “Heyetler genişlerse burası fiziki olarak yetmeyecek. Ancak bugünkü toplantı önemlidir, belirleyicidir” tespitini paylaşıyor.

Bu ilk toplantıda yönteme ilişkin karşılıklı tartışmalar yapıldıktan sonra, tarafların atılması gereken adımları hakkında bilgilendirmelerde bulunuluyor.

9 Ocak 2015 tarihindeki bu toplantıdan birkaç gün önce HDP Heyeti, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu görüşmede Yalçın Akdoğan, Efkan Ala ve Muhammed Dervişoğlu da hazır bulunuyor. HDP’liler bu görüşmenin içeriğini Öcalan’a aktardıktan sonra Öcalan, şöyle bir soru soruyor:

“Bir kararlılık var mı? Mesela başbakanla yaptığınız görüşmede bir kararlılık gördünüz mü? Heyet olarak düşünceniz nedir?”

HDP heyetinin verdiği yanıt şöyle: “Heyet olarak ortak görüşümüzdür. Bu konuda hükümetin bizce net tutumu yoktur. Tam bir kararlılıktan bahsetmek bir risktir. Kamu düzeni meselesine çok takmış durumdalar, bunu her şeyin önüne getirme durumları var.”

Sırrı Süreyya Önder’in HDP heyeti adına yaptığı bu aktarımdan sonra Dervişoğlu söze girerek şu müdahalede bulunuyor: “Orada başbakan bu işin sorumlusu olarak size bir kararlılık ifade etmedi mi? Müzakerelere geçilmesine bir sakınca yoktur demedi mi?”

Önder “Evet görüşmede kararlı olduklarını, müzakereye geçilebileceğini söyledi” diye yanıt veriyor.

Öcalan, bu ikili diyalogdan sonra şu değerlendirmeyi yapıyor: “ Evet başbakanın niyeti ile ilgili bir şey demeyeceğim. Ancak çok romantik bir başbakanla karşı karşıyayız. Yeterince deneyimi yok ve yüzeysel yaklaşma durumu var. KGM’nin burada olması benim için de önemlidir. Demokratik özerklik nedir, açıklayacağız. Kamu güvenliğini açıklığa kavuşturacağız. Yerel özerklik, güvenlik nedir, bu konularda kavram ve kuram açıklığına ihtiyaç var. Kürt reformasyonu, demokratikleşme, yerel demokrasi, belediyeler, seçim, tüm bunları burada kavram ve kuram düzeyinde ele alacağız.”

Öcalan, özetlediğimiz uzun bir değerlendirmeden sonra çözüm için 1993’te Özal ile başlayan süreçleri hatırlatıyor, çözüm niyetlerinin başbakana aktarılmasını istedikten sonra şu tespitte bulunuyor:

“Bizim geçmişte de niyetimiz vardı. Özal’la yaptık, fakat Özal öldürüldü. Şimdi de binlerce provokasyon var. Bunu başbakana ve Yalçın’a (Akdoğan) anlatın. Davutoğlu çok deneyimsiz, tarihi bilmiyor, Yalçın da bilmiyor. Yüzeysel hatta çıkar temelli yaklaşıyor.”

Tutanakların devamında Öcalan çözüm için attıkları adımları sıralarken devletin hiçbir şey yapmadığını örnekleriyle sıralıyor. Bu sırada Dervişoğlu PKK’den rahatsızlığını şu cümlelerle ifade ediyor: “Kandil bu telsizle bizim duyacağımız şekilde ‘yapmayın’ diyor ama alttan da haber gönderip Cizre’deki gençlere ‘yapın’ diye talimat veriyor. Herkesin bu konuda samimi olması gerekiyor."

Öcalan'ın bu eleştiriye yanıtı şu oluyor: “İşte bunun için PKK ile iletişim kanalı önemlidir diyorum. Müzakerelerde bu temelde dokuz kanal açılmak zorunda.”

Öcalan, konuşmasının devamında hükümetin atması gerektiği adımları atmadığını sıralıyor. Bunun üzerine Dervişoğlu şu yorumu yapıyor: “Tüm bu değerlendirmelerinizde olumlu yapılmış olan hiçbir şeyden bahsetmiyorsunuz. Bir Öcalan imajı adeta yeniden oluştu. Daha önceki değerlendirmelerden çok farklı olarak burada yürütülen çalışmalarla bugün kamuoyu sizi çok farklı değerlendiriyor.”

Öcalan bu düşünceye de şöyle yanıt veriyor: "Biz burada her şeyi yaptık. Benim dediklerim çok net. Tek bir tane hasta tutuklu bile bırakmadınız. Bu konuda bile adım atmadınız. İsrail bile bir askerin bırakılmasında yüzlerce insanı serbest bıraktı.”

Dervişoğlu hasta tutsak meselesine hiç değinmeden şöyle konuşuyor: “Ben burada son çıkarılan çerçeve yasayla birlikte müzakerenin görevlisiyim. Güvenlik güçlerinin hükümet üzerine baskısı var. Kamu düzeni, başbakan için olmazsa olmaz. Somut olarak Kandil’e bir mesajınız yok mu?”

Öcalan’ın bu soruya yanıtı şöyle oluyor: “Kamu düzeni için atı arabanın arkasına değil önüne koymak lazım. Oysa siz arabayı atın önüne koymamızı istiyorsunuz.”

Dervişoğlu’nun bir başka sorusu ise şu: “Bu toplantıdan çıktıktan sonra, başbakan bana sorduğunda somut olarak ne var diyebilirim?”

Öcalan, başbakana mesajının şöyle iletilmesini istiyor: “Başbakana deyin ki, kamu düzeninin oturmasında tarihi rol oynayacağız. Fakat bu, bu toplantıda olmaz. Son toplantıda iyi bir çağrı yapacağız. İki haftaya kadar benim bir süreye ihtiyacım var. Zaman ve mekanizmayı iyi işletmemiz lazım. Efkan beye de söyleyin, bu gözaltı ve tutuklamalar kabul edilir değil.”

Bu diyaloglar 9 Ocak 2015’te oldu. Ve tam 25 gün sonra HDP ile devlet heyeti tekrar İmralı Adası’na giderek görüşmelerde bulundu.

4 Şubat 2015’te yapılan görüşme, sonradan inkâr edilen İmralı'daki 'yeni masa' etrafında gerçekleşti. Görüşmenin başlangıcında Kamu Güvenliği Müsteşarı Dervişoğlu, Öcalan’a aktarmak istediği üç hususun olduğunu söyledi. Bu bölüm, tutanaklara kelimesi kelimesine şöyle geçti:

“Bir, çözüm sürecinin ruhuna aykırı olan gelişmeler var. İki, güvenlik güçlerinin operasyonel süreçlerine hükümet direnç gösteriyor. Üç, önümüzdeki toplantı için buraya İzleme Heyeti de gelecek.”

KGM bu aktarımlarla, daha önceki görüşmelerde isimleri bile konuşulan İzleme Heyeti’nin devlet tarafından kabul edildiğini teyit ediyordu. Burası önemli bir nokta çünkü devletin tepesindeki daha sonra ‘İzleme Heyeti’ yok diye açıklamasında bulunmuştu.

KGM’nin aktardığı bu hususlardan sonra Öcalan, şöyle bir değerlendirmede bulunuyor:

“Evet, bugünkü toplantının önemli olduğunu tekrar vurgulayalım. Bugünkü geldiğimiz noktayı 55 yıllık bir maratonun kısa bir soluk arası olarak değerlendiriyorum. Bu masa maratonda bir moladır. Kaygılarım devam ediyor. Benim için yer ya da masanın biçimi değil kurulması önemlidir. Bu bir ilke masasıdır. Devletin ve toplumun demokratik geleceği için tam bir ilke masasıdır. İlkenin özelliği, ilkeden taviz verilmez anlayışıdır. Hükümet veya bizimkiler ne kadar farkındalık gösterir, bilemem. Ama benim kendi eylemlerim masanın devrilmemesi için oldu, bundan sonra da öyle olacak.’’

Bu görüşmeden 23 gün sonra 27 Şubat’ta bir toplantı daha oldu. Bu toplantıda da; Dolmabahçe’de açıklanacak deklarasyonun içeriği konuşuldu. Devlet heyeti ve HDP Heyeti, Dolmabahçe açıklamasından sonra 14 Mart’ta tekrar İmralı’ya gittiler. Orada ‘İzleme Heyeti’nde yer alacak isimler netleştirildi. Müzakerelerin içeriği ve biçimi belirlendi. Öcalan, heyete “Bir sonraki görüşmeye İzleme Heyeti olmadan gelmeyin” dedi.

Ve akabinde Erdoğan, “İzleme Heyeti yok, masa yok” diyerek görüşmeleri sonlandırdı. 5 Nisan’da HDP Heyeti, sadece 7 Haziran seçimlerini konuşmak üzere İmralı Adası’na gitti. Ve ondan sonra da, Öcalan ile tüm iletişim kanalları kapatıldı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin siverekli 11 ay önce

Öncelikle sayın Amed Dicle'ye bu yazıdan dolayı teşekkürler tamda müzakere döneminde halkın en büyük kaygısı kürt halkı korumasız bırakılırsa bir imha kaçınılmaz olarak işten ile kaygılandırıyordu masayı Deviren taraf medya tarafından bilinçli olarak manipüle edildi ve kürt halkı sorumlu tutulurken bir tarafa ateş kes yani dur diğer taraf yani kürt tarafından vur denilerek imha meşrulaştırılmaya çalışıldı kürt halkı varlık mücadelesi verirken diğer taraf yok etmenin koşul ve fırsatını kolluyordu.
Tarih boyunca Demirel kürt realitesini tanıyoruz Çiller Bask modeli mesut yılmaz avrupanın yolu Diyarbakır'dan geçer erdoğan kürt sorunu vardır ve bu sorun benim sorunumdur dedi TRT Şaş LA kandıramayınca terörle mücadele bayrağının arkasına sığınarak saldırıya geçtiler yani hala kendilerini osmanlı saniyor her kese ve kesime tepeden bakiyor vatandaş değil her kesi tebaa olarak gören bir anlayış var Alevileride aynı şekilde sunileştirmeye çalışarak cami cem evi ile suni yapıyorsun entegre etmeye için boşaltmaya çalıştırkları gibi kürt sorununu da TRT Şaş tan ibaret gördüler kürt sorununu bir tv kanalı vererek kendilerince çözmüş oldular bunuda bir lütuf olarak ifade ettiler kürt halkını bu şekilde kendi içinde bölmeye çalıştılar hata Leyla zana bile buna o kadar kendini kapatılmış olmalı ki "Bu sorunu ancak erdoğan çözebilir" dedi kimisi cezasının afedilmesi için kimisi kendi başına öne çıkma hevesi dedi o ayrı bir konu ancak halkın en büyük korkusu özgürlük hareketinin imha edilmeye çalışılıyor olmasından endişe idi ve gerçekten de amaçlarının o olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor