‘AK Parti burjuvazisi o kadar da ilerici değil’

Sivillerin orduyu yenmesini isteyen Prof. Dr. Murat Belge 'Gördüğüm kadarıyla da öyle olacak. Ama sivillerin bu kazanımdan sonra 'Olanları unutalım! Dost olarak yolumuza devam edelim' diyebilmesi de gerekir. Bu da bugün hapiste tutulan pek çok ismin çıkarılmasıyla olur. Ancak o zaman 'Bu iş tamam, oldu' denilebilir' diyor

Terör kaldığı yerden can almaya, yürekleri dağlamaya devam ediyor.  Peki diyalogla çözüm ne oldu da yerini silahlara bıraktı? PKK'nın amacı ne? Askerin konumu ne olacak? Yeri doldurulabilecek mi? İşte tüm bu soruları ve diğer sorunları Akşam, Yazar Murat Belge'yle konuştu. Belge'nin açıklamaları şöyle: 

CUNTA AŞKI HİÇ BİTMİYOR

l Genelde 'sol-asker' özelde 'sol-darbeler' konusunda söyledikleriniz çok tartışıldı.  Solu darbecilikle itham edip özeleştiri yapmaya mı davet ediyorsunuz?
Gerçek bir sosyal demokrat parti kurulamadı. 1960'ların sonu 1971 darbesine kadarki süre solun ortam hazırlaması ile geçti. Sağ-sol çatışması, darbe derken bugünlere geldik. Ama ne zaman AKP iktidar oldu o zaman kafalara bir şeyler dank etmeye başladı. Şimdi orduyu hizaya getirmeye çalışan hükümete savaş ilan ediliyor. AKP'den daha kötü bir düşman yok sanki. O zamanlar cuntayı iktidara getirmeye çalışıyorduk şimdi cuntayı Silivri'den çıkarmaya çalışıyoruz. Yani bu cunta aşkı hiç bitmiyor.

l Şu anda 'sol bir kriz içinde' diyebilir miyiz?
Öyle ama kendilerini öyle görmüyorlar. Gidişatın çok da farkında olduklarını sanmıyorum.

l Türkiye'nin asker-sivil ilişkilerinde normalleşme sürecine gelmediğini söylüyorsunuz. Bu sürece geldiğimizi nasıl anlayacağız?
Siyasi bir bilek güreşi var o daha tamamlanmadı. Ve belki son olarak bazı sembolik jestler var onlar yerine getirilebilir.

l Kimler arasında oynanıyor?
Sivil iktidar, demokratik güçler ve silahlı kuvvetler arasında. Kol bir tarafa yatmak zorunda. Bu bilek güreşinin  bitmesinde bir de uluslararası konjonktür faktörü var. Ayrıca Genel Kurmay'ın Savunma Bakanlığı'na bağlanması gibi sembolik jestlerle de perçinlenmesi lazım.

l 'Bağlanması doğrudur' diyorsunuz yani...
Evet bağlanması şart! Orduyu dokunulmaz kılan başka bir memleket daha yoktur. Kazananın 'gel oturalım konuşalım' diyebilmesi gerek.

l Bu oyunu kim kazanır sizce?
Sivillerin, orduyu yenmesini istiyorum. Öyle de olacak. Ama sivillerin bu kazanımdan sonra  'bir sürü şey oldu bunları unutalım artık! Dost, olarak devam edelim' diyebilmesi de gerek. Bu da hapiste tutulan pek çok ismin çıkarılmasıyla olur. Ancak o zaman 'bu iş  oldu' denilebilir.

l Bir yazınızda diyorsunuz ki 'askerin zaten olmaması gereken bir alandan çekilirken bırakacağı boşluğun nasıl bir yapıyla doldurulacağı önemlidir.' Bu boşluk nasıl doldurulur?
Asker dediğin adam askerlik yapar. Ama askerlikten başka her şeyi yapan askerlerimiz var bizim. Bugün onların yapmaya aday olduğu  şeyleri çok daha iyi yapacak kadrolar var artık.

l  Kim bunlar? Mesela polisler mi?
Polis polislik yapar; asker askerlik. Ancak askerin yapabileceği işler vardır.  Bunun için illa yabancı bir ülkeyle savaşmak gerekmez. Kendi ülkende iç savaş mahiyeti gösteren bir durumda polis bir yere kadar destek verebilir.

l O zaman bugün asker yerine polis kullanılmak istenmesinin sebebi ne olabilir?
Asker 'sivildi, hükümetti' demeden kendi bildiği doğrultuda ilerleyebiliyor. Dolayısıyla da provokasyon denilebilecek çıkışlar yaratabiliyor. Polisi bu bakımdan daha kolay kontrolde tutabilirsin. Ama ben 'asker yerine polis kullanılacak' sözünün bir tepki sonucu söylenildiği kanısındayım. Çünkü askeri tamamen ortadan kaldırmak diye bir şey söz konusu olamaz!

TÜRKLER DEMOKRAT  OLACAK YA KÜRTLER?
l Bitemeyen teröre ne diyeceksiniz?
PKK bu eylemleri yaparak mı terör estiriyor yoksa biz yıllardan beri Kürt halkına devlet olarak terör mü uyguladık? Soruyu bu şekilde sorarsak sanırım daha doğru bir başlangıç yapmış oluruz. Ama objektif olmak gerekirse Kandil'in icraatlarına, BDP'nin sözlerine baktığım zaman da bir anlam veremiyorum.

l Nasıl yani?
AKP'yi baş düşman ilan etmişler. Boykot falan anlamlı çıkışlar değil! İmralı ile görüşüldüğü gün Silvan'da bilmem kaç adamı öldürülüyor. Sloganlarına bakıyorum. 'Türkiye'ye demokrasi Kürdistan'a özerklik' diyorlar. Yani Türkler demokrat olacak ama Kürtler ne yaparsa yapsın mı denecek? Tabii bunun çaresi Türk yetkililerin yaptıkları da değil!

l  Kürt halkı nasıl hissediyor?
Yarın, öbür gün başlarına bir şey gelse kimsenin onlara el uzatmayacağı inancındalar. İşte tüm bunlar psikolojik soğuma ve kopmayı da beraberinde getiriyor. Zaten o kıvama geldikten sonra ayrılmak fikri de birden bire anlamlı hale gelebilir.

l Eylemsizlik süreci neden bozuldu?
Barışçı bir çözüme yaklaşmıştık. Yaklaşmak tehlikeli çünkü bunu her iki tarafta da istemeyenler var.

l Kimler bunlar?
PKK içinde Öcalan gibi 'bundan sonra anlaşma olur' diyenler olduğu gibi 'anlaşma olmaz' diyenler de var. Anlaşmayı istemeyenler, bilmem kaç senesini dağda geçirmiş olan adamlar. Ekonomisi kurulmuş, kolay değil! 'Bağımsız Kürdistan'ı kuralım. Ben de iyi kötü bir ulaştırma bakanı falan olurum yani bunca sene emek verdik' diyenler mutlaka vardır. Olmazsa şaşmak lazım.

l Anlaşma istemeyenler Öcalan'dan daha baskın olabilir mi?
15-20 kişi kendi aranda karar verirsin Silvan, Hakkari saldırılarını yaparsın. Belki içlerinde 500 kişi Öcalan gibi düşünüyordur ama sen 20 kişi ile işi bu noktaya getirmiş olursun. PKK'nın iç düzenini tam olarak oturtabilmesi gerekir. Ama yapamıyorlar. Onun için Türkiye'ye demokrasi Kürtlere özerklik sözü burada anlam kazanıyor.

l Karayılan meydan okudu. Öcalan'a bir şey olursa lideriniz kalmaz, Türkiye alt-üst olur dedi.
Bu mümkün mü?
Bu sadece PKK'da değil politize Kürtler arasında da böyle bir tavır var. Tabii bu tavır barış için yararlı bir tavır değil! Ama hiçbir şey tek başına izole olmuyor. Türk siyasetinde de onların böyle tavır almalarını provoke eden unsurlar var.

l Peki böyle bir dönemde askerin pasifize edilmeye çalışılması doğru mu?
Her yıl sayısız mezun veren askeri okullar var. Kendileri işi gayet iyi bilen parlak subaylar yetiştirdiklerini söylüyorlar. Ama bu subayların aklı fikri darbe yapmakta.  Dolayısıyla ben bu subayların zaten iyi subaylık yapacağını sanmıyorum. Onlar niye yok diye hayıflanmak da bu nedenle çok yersiz.

O KADAR DA iLERiCi DEĞiLLER
l  AKP'yi muhafazakar burjuva sınıfı olarak nitelendiriyorsunuz. AKP ile
demokratikleşmenin sınırları belli diyorsunuz. Bu sınırları nasıl çizersiniz?
Bu ne Anadolu burjuvazisi ne de cumhuriyetin kuruluşu ile yaşıt olan tekelci burjuvazi! Devletin eteğinin altında büyümüş bir burjuvazi hiç değil! Ama karısı başı örtülü, çocuğu dini eğitim alsın istiyor! AK Parti burjuvazisi Türkiye'nin bürokratik vesayet rejimine karşı kendi iradesini siyasete yansıtmak istiyor. Tabi bu vesayet sistemi aslında gayet diri bir sistem olduğu için AKP burjuvazisi ilk başta ilerici, çağdaş bir görüntü sergiliyor. Ama onları bu mücadele içerisinden çıkartıp daha genel olarak bakmaya başladığınızda 'o kadar da ilerici değil bu adamlar' demeye başlıyorsun.

l Peki bu genel bakış nasıl bir AKP resmi çiziyor bizlere?
Bir kere kendi içlerinde ilişkileri nasıl buna bakmak lazım. Mesela sendika falan istemezler. 'Ben onun babasıyım, bana karşı örgüt mü kuracak. Ben ona bayramdan bayrama bahşiş de para da veriyorum' gibi düşüncelerle hareket ederler. Dini ideoloji içinde devlet doğru düzgün bir vergi sistemi geliştirsin istemezler.
'Dinimizde zekat var ben de zekatımı veriyorum daha devlet ne karışıyor' zihniyeti gelişmiştir. AK Parti, demokratik olmayan ileri olmayan biçimler üreten,  pek çok şeyde olduğu gibi karşıt ögeleri barındıran bir burjuvazi.

l O zaman bu muhafazakar yapıyı demokratikleşmeye engel mi görüyorsunuz?
Tamamen değil ama engelleyecek özelliklere de sahip tabi. Ama çok fazla şey gördüler. Bu nedenle 'biz galiba bu işi öyle değil de böyle yapmalıyız' gibi bir değişim sürecine girdiler. Her şey değişir.

l Sırrı Süreyya Önder'e göre İslamiyet ve sosyalizm arasında özsel ve tarihsel benzerlikler olması, İslamcılıktan Kürt sorunu için çözüm üretilebileceği inancını doğuruyor. Gerçekten de öyle mi?
Sosyalizm ve İslam sentezine hayatımda inanmadım. Olmaz böyle şeyler. Kürt sorununu İslamiyet'le bağdaştırmak biraz daha mümkün gibi görünüyor ama o da bir yere kadar! Yani ben Kürt sen Türk olarak sıkıştığımız bir noktada ne yapacağız? İslam bize ne diyecek? Sosyalizmi İslam'a dayandırmak ise büsbütün olmayacak bir şeydir.

HİZMETKARINI SEVER GİBİ
l Peki sizce Türk toplumunu en iyi yansıtan düşünce sistemi hangisi?
Muhafazakarlık, milliyetçilik.

l Bu düşünce sistemi içerisinde Kürt sorunu tam olarak nerede duruyor?
Osmanlılardan yani emperyal bir ırktan geliyor bunlar. Dolayısıyla Kürtlerin hafta sonları gelip ellerini öpmesini 'işte sen olmasan ben ne olurdum ağam, berhudar ol başımızdan eksik olma' falan demesini bekliyorlar.  Ancak o zaman anlaşma sağlanacak. Yani Kürtleri hizmetkarını sever gibi sevecek.

l Kürt sorununun çözüleceğine inanıyor musunuz?
Bu ancak eğitimle ve uzun vadede olabilir. Ana dillerinde eğitim almalarını da doğru buluyorum. Tabi bu arada Kürtlerin de bir sürü şeyi değiştirmeleri gerekir.

l Mesela?
Kendini ezilen bir etnisite olarak gördüğünde o etnisite ile bağdaştırdığın gelenekler birden bire çok değer kazanır. Geleneklerine daha çok sarılırsın. Diğer yandan Kürt halkının PKK'nın bütün davranışlarını onayladığı kanısında da değilim! Ama öyle bir hiyerarşik ilişki var ki halk boyun eğmek zorunda kalıyor. Bunlar da işte Kürt tarafının önemli eksiklikleri bence. Onların da almaları gereken epey bir mesafe var. Sadece mazlum olmak yetmiyor.

l Peki BDP ile ilgili tam olarak ne düşünüyorsunuz?
Bir Kürt sempatim var, her zaman iyimser bir gözle bakıp yorumlamaya çalışıyorum. Ama bu son zamanlardaki politikalarını ben onaylamıyorum. Kandil'e karşı yeterince mesafeli değiller! Gelin konuşalım dendiği zaman 'ben konuşmaya yetkili değilim' diyorlar. O zaman ne diye parti kurdun?

MURAT BELGE KİMDİR?
Yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun yeğenidir.
12 Mart döneminde iki yıl cezaevinde kaldı. 1974'te üniversiteye döndü. 1980'de doçent oldu. 1981'de YÖK yasasının çıkmasından sonra üniversiteden ayrıldı. 1983'te Yeni Gündem dergisinin ve İletişim Yayınları'nın genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Prof. Dr. Murat Belge İstanbul Bilgi Üniversitesi 'Karşılaştırmalı Edebiyat' programı başkanı. Bölüm, 'Batı' edebiyat ve medeniyetini resim ve müziğin tarihiyle birlikte dilbilime, düşünce tarihine, semiyoloji ve eleştiri teorilerine de geniş yer vererek aktarmayı amaçlıyor. Son sınıfta modern Türk edebiyatı ve çağdaş dünya edebiyatı da ele alınıyor.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.