10 Aralık 2017 Pazar 10:09
277 gündür açlık grevinde olan Gülmen: 10 yıl sonra nerede olacağımı çok merak ediyorum

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işinden atılan, ardından "İşimi geri istiyorum" talebiyle açlık grevine başlayan Akademisyen Nuriye Gülmen, eyleminin 269'uncu gününde tahliye edilmesinin ardından, "Direniş sonlandığında ve sağlığıma kavuştuğumda yapmak istediğim şeyleri yapıp yapamayacağımı merak ediyorum. On yıl sonra nerede olacağımı çok merak ediyorum" dedi.

“Yaşamı bu kadar iliklerimde hissettiğim bir dönem olmadı" diyen Gülmen, “Benliğime, kendime olan saygıma çok değer verdiğim için AKP’ye bana bunu yapamayacağını söylüyorum. Çünkü benim yaşamım çok değerli, çünkü ben çok değerliyim, kendime çok saygı duyuyorum. Bu saygıyı yitirmek istemiyorum" diye konuştu.

İrfan Aktan'ın sorularını yanıtlayan Nuriye Gülmen'in Gazete Duvar'da yer alan söyleşisinin bir bölümü şöyle: 

Sağlığınız nasıl?

Sağlığıma hiç odaklanmadığım gibi insanların da buna odaklanmasını istemiyorum. Saklanacak bir şey yok ama sağlık durumumun konuşulmasına, bilinmesine gerek yok. Elbette 274 gündür devam eden ve tıpta “uzayan açlık” diye tanımlanan bu sürecin bariz etkileri var. Özel bir sorunum, “şu değerim şu kadar düşük” diyebileceğim bir şey yok. Tabii vücut dengem çok düşük, boyumun uzunluğu da hesaba katıldığında çok çok zayıfım.

59 kiloyla başladım, en son Numune Hastanesi’nde tartıldığımda 34 kiloydum. Kas kaybım çok fazla olduğu için bazı hareketleri yapmakta güçlük çekiyorum. Yataktan kalkarken yardıma ihtiyacım oluyor. Ziyaretime gelen çok insan var ve ben onlara sürekli konuşmak istediğim için bazen yorgun düşüyorum. Eve geleni bırakmıyorum! Aç kalmışım konuşmaya. “Azıcık daha oturun, şunu da anlatayım” filan diyorum (Gülüyor).

Bir yandan vücudunuzu zayıflatan bir eylem yürütürken bir yandan yaşama daha fazla tutunuyorsunuz…

Çelişki gibi görünüyor ama ben yaşamayı çok seviyorum. Benliğime, kendime olan saygıma çok değer verdiğim için AKP’ye bana bunu yapamayacağını söylüyorum. Çünkü benim yaşamım çok değerli, çünkü ben çok değerliyim, kendime çok saygı duyuyorum. Bu saygıyı yitirmek istemiyorum. Onur meselesi buradan kuruluyor aslında.

Çelişki gibi görünüyor ama ben yaşamayı çok seviyorum. Benliğime, kendime olan saygıma çok değer verdiğim için AKP’ye bana bunu yapamayacağını söylüyorum. Çünkü benim yaşamım çok değerli, çünkü ben çok değerliyim, kendime çok saygı duyuyorum. Bu saygıyı yitirmek istemiyorum. Onur meselesi buradan kuruluyor aslında.

"İnsanları çürüttüler, böyle eylemleri daha sık göreceğiz"

Talepleriniz doğrultusunda bir düzenleme yapılmaması ihtimali de var. Bu durumda ne olacak?

Bunu beraber göreceğiz. Önümüze ne çıkacağını, ne olacağını bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki, direniş sürüyor. Açlık grevini ne zaman bitireceğimize dair şu anda verdiğimiz bir karar yok. Adamlar zaten bizi açlık grevi yapıyoruz diye tutukladılar, sonra bıraktılar. Ben üyelik cezası aldım, Semih beraat etti. Ben cezaya rağmen tahliye oldum. Peki buna sevinecek miyiz? Önceleri bunu düşünüyordum. Fakat sonra şunu fark ettim: Faşizm koşullarında bir direniş başlatıyorsun, ciddi saldırılara uğruyorsun, terörist olduğuna dair hakkında çok ciddi kampanyalar yapılıyor. Ama öyle güzel bir sahiplenme oluyor ki, ben tahliyeyi de beraati de bu sahiplenmeye bağlıyorum. Çok güzel bir sahiplenmenin sonucunda bu sonuçları alabildik. Çünkü umurlarında değil, biliyorsunuz yani. Gazetecileri, milletvekillerini bırakmıyorlar. O davalarda bile bizimki kadar büyük bir sahiplenme görülmedi.

"ON YIL SONRA NEREDE OLACAĞIMI ÇOK MERAK EDİYORUM"

Geçenlerde bir arkadaş “10 yıl sonra Nuriye Gülmen’in ne yaptığını, nerede olacağını merak ediyorum” demişti…

Gerçekten mi? Çok şaşırtıcı bu benim için. Direniş sonlandığında ve sağlığıma kavuştuğumda yapmak istediğim şeyleri yapıp yapamayacağımı merak ediyorum. Mesela gezmek… Türkiye’nin dört bir yanından insanlar çağırıyor beni. Gideceğim yerler, yiyeceğim yemekler, kurulacak sofralar… Bunlara dair çok fazla plan var. Bir kısmını hayata geçirebilecek miyim diye düşünüyorum. Mesela bazen doktora çalışmasına dair konular belirliyorum. Karşılaştırmalı edebiyatçıyım ya, savunmamda kullanmak için Hitler faşizmi dönemiyle şimdiyi karışlaştırmak için okumalar yaptım. Bir de Thomas Mann ve Herman Hesse’nin mektuplaşmalarını çevirdim. O dönemi çok merak ediyor, öğrenmek istiyorum.

Entelektüeller o dönem ne yaptılar? Mann ve Hesse gibi dışarıdaki insanlarla içerideki insanlara dair şeyler okumak istiyorum. Doktorada ne çalışacağıma dair planlar yapıyorum. Mesela Arap edebiyatı çalışmak istiyorum. Filistin’deki direniş edebiyatını çok merak ediyorum. Bununla ilgili Türkiye’yle karşılaştırmalı bir çalışma yapılabilir mi diye düşünüyorum. Tabii bunlar çok arka planı olan çalışmalar. Önce Arapça öğrenmem gerekiyor. On yıl sonra nerede olacağımı çok merak ediyorum.

Söyleşiyi sağlık bahsiyle kapatmak istemezdim ama insanlar merak ediyor: Vücudunuzda geri dönüşü olmayan hasarlar var mı?

Bunu doktorlar da öngöremiyor. Numune Hastanesi’ndeki doktorlar çok sık “Nuriye hanım artık geri dönüşü olmayan hasarların oluştuğu bir evreye girdiniz” diyorlardı. Bunu çok sık kullanıyorlardı. Ama bizim hekimlerimiz, şimdiye kadar açlık grevlerini, ölüm oruçlarını takip etmiş insanlar ve bunun insandan insana çok değiştiğini biliyorlar. 270’li günlerde mesela zorla müdahale olursa bir hasar kalma ihtimali çok yüksek.

ZORLA MÜDAHALE

Zorla müdahaleden kasıt ne?

Birçok yöntemi var. Mesela kollarınızı bağlayarak zorla, gerçekten zor kullanılarak yapabilirler. Keza bilincinizi kaybettiğinizde yapılması da zorla müdahaledir. Kişinin iradesi dışında yapılan müdahaleye zorla müdahale deniyor. Orada sakatlık, müdahale sırasındaki fiziki zorlamadan kaynaklanmıyor. Pek çok insan yanlış uygulamalardan sakat kalmış. Ayrıca kişi istemediği, beyin bunu kabul etmediği için sakatlıklar oluşabiliyor.

Eğer kendimiz normal biçimde bırakır ve tedavi olursak, sakat kalmamız için hiçbir neden yok. Behiç Aşçı’yı biliyorsunuz; kan örnekleri doktora götürüldüğünde “bu bir ölünün değerleri, test yanlış çıkmış” deyip tekrar kan aldırıyor! Sonra Behiç abi hayata dönüyor ve vücudunda hiçbir hasar kalmadan hayatına devam edebiliyor. Ama bu çok özenli bir tedaviyle oluyor. Hastanede üç ay süren özenli bir tedaviyle hormonlar, kan değerleri teker teker vücuda veriliyor. Öyle bir tedavinin sonucunda tekrar sağlıklı bir insan oluyorsunuz. Kaslarımızı kaybettik, hepsini geri kazanamayabiliriz. Eskisi kadar hızlı koşamayabilirim. Ama buna sakatlık denmez. Şu aşamada zorla müdahale dışında bizim için sakatlık görünmüyor.

Kaynak: Gazete Duvar

Son Güncelleme: 10.12.2017 20:07
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.