12 Eylül Davası iki kişiyle kalmayacak


Kemal Göktaş / Gazete Vatan

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında insanlığa karşı suçlardan dava açılması durumunda, dönemin bürokratları ile işkence, yargısız infaz gibi suçlara karışan kamu görevlilerinin de yargılanması gündeme geldi.

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 12 Eylül davasının ilk celselerindeki gelişmeler, sadece Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ile sınırlı kalmayacağı, dönemin bürokratları ile işkence, yargısız infaz gibi suçlara karışan kamu görevlilerinin de sanık sandalyesine oturacağını ortaya koydu.

Mahkemenin Evren ve Şahinkaya hakkında “insanlığa karşı suçlar arasında sayılan sistematik işkenceye neden olmak” suçlarından savcılığa suç duyurusunda bulunmasının ardından iki sanık hakkında “anayasal düzeni zorla değiştirmek” iddiasıyla açılan davanın yanı sıra insanlığa karşı suçlar nedeniyle yeni bir dava açılması gündeme geldi.

Evren ve Şahinkaya hakkında insanlığa karşı suçlardan dava açılması durumunda, sanıkların avukatının dile getirdiği “af, zaman aşımı ve kurucu iktidarın yargılanamayacağı” savunmaları da büyük ölçüde yara almış olacak. Mahkeme de ara kararında sistematik işkenceye neden olma suçunun “insanlığa karşı suç” olduğu kaydını düşerek bu değerlendirmeyi güçlendirdi.

Sivas emsal olacak
Sivas davasında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararda da AİHM kararlarına göre kamu görevlilerinin işlediği yaşam hakkı ihlali, işkence ve kötü muamele suçlarının “insanlığa karşı suç” sayıldığı için zaman aşımının işlemeyeceği ve bu suçlarda affın söz konusu olamayacağı belirtildi. Duruşmada 12 Eylül Bayrak Harekatı Planı’nı uygulayan ve işkence, yargısız infaz gibi suçların işlenmesinde rolü olan dönemin bürokratları hakkındaki soruşturmanın devam ettiğine de vurgu yapıldı. Savcılığın 2011/655 esas sayılı dosyasında yürütülen soruşturmada açılacak olası dava, müdahillerin “Darbeden ötürü 2 kişinin yargılanması yetmez” itirazlarını da karşılayacak.

Bakanlık bozacak
12 Eylül iddianamesini hazırlayan savcı Kemal Çetin, duruşmalar sırasında mütalaa vermek dışında sadece bir kere söz aldı ve “işkencecilerin neden yargılanmadığını” soran müdahillere “47 ilin başsavcılığına gönderdiğimiz yetkisizlik-görevsizlik kararında işkence suçunun insanlığa karşı suç olduğunu ve AİHM kararlarına göre zaman aşımına girmediğini belirttik. Bu soruşturmalarda savcılıkların takipsizlik vermesi durumunda, Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma yoluna gideceğini düşünüyorum” dedi. Savcı Çetin’in bu sözleri, işkencecilere karşı yakında çok sayıda dava açılacağı şeklinde yorumlandı. Mahkeme, bireysel müdahillik taleplerini değerlendirirken darbe nedeniyle milletvekillikleri sona eren 4 kişinin yaptığı başvuru ile oğlu gözaltında öldürülen Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır’ın müdahillik taleplerini kabul etti. Mahkeme, bireysel müdahillik konusunda “mahkeme kararları ile mahkemece itibar edilecek resmi belgelerin dosyaya sunulmasını” istedi.

Kozmik odada arama
Müdahil avukatı Müşir Deliduman, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast soruşturmasında aranan Genelkurmay Başkanlığı Seferberlik Tetkik Kurulu’na ait kozmik oda ile Balyoz darbe planı belgelerinin bulunduğu iddia edilen Gölcük askeri üssünde, 12 Eylül davası kapsamında da arama yapılmasını istedi.

Bakanlık Yargıtay’a taşıyacak
İşkence soruşturmalarının yürütüldüğü Ankara Başsavcılığı, mağdurların ve işkenceci olduğu iddia edilen bir polis memurunun ifadesini alırken, Samsun ve Bursa Başsavcılığı “zamanaşımı” nedeniyle takipsizlik kararları verdiler. İşkence mağdurları Savcı Kemal Çetin’in işaret ettiği Bakanlığın kanun yararına bozma yoluna gitmesini sağlamak için öncelikle bu takipsizlik kararlarına karşı en yakın ağır ceza mahkemesinde itiraz yoluna gidecekler. Mahkemelerin itirazı kabul etmesi halinde savcılıklar işkencecilere dava açmak zorunda kalacak. Ancak mahkemeler itirazları reddederse mağdurlar kanun yararına bozma yoluna gitmesi için Bakanlığa başvuracak. Bakanlık bu talebi kabul ederse, takipsizlik kararlarının kaldırılması ve dava açılması için Yargıtay’ın ilgili dairesine başvurucak. Yargıtay’ın bu konudaki kararı kesin olacak.

6 kişi Evren lehine tanıklık için başvurdu
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat, mahkemeye verdiği dilekçede “12 Eylül döneminde mağdur olmuş sağcı-solcu veya tarafsız kalıp kazara çile çekmiş yurttaşlarımızı asla ama asla incitmeden eski komutan ve devlet adamları Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılanacakları davada lehlerine tanıklık yapmak istediğini” belirtti. Benzer şekilde Fazlı Yılmaz isimli kişi de Kenan Evren lehine tanıklık için başvururken İsmet Avşar imzalı dilekçede “Sayın Kenan Evren mahkeme kapılarına gitmemelidir. Barış barış...” yazan bir dilekçe verdi. Engin Gümüştaş ile Yılmaz Şarlıoğlu isimli kişiler de sanıklar lehine dilekçe verdi. Cemil Koca isimli bir emekli astsubay da davada şahit olmak için dilekçe verdi. Ancak Koca’nın lehe mi aleyhe mi dilekçe verdiği tutanaklarda belirtilmedi.

Köşk’te ‘muhtıra’ aranacak
ANKARA - Genelkurmay Başkanlığı’nın 12 Eylül davasının görüldüğü Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin istediği Aralık 1979’daki muhtıra metninin arşivde bulunmadığını bildirmesinin ardından gözler Çankaya Köşkü arşivine çevrildi. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Genelkurmay Başkanlığı’na bir yazı yazarak sanıklar hakkındaki suçlamalar arasında yer alan Genelkurmay’dan “Aralık 1979 tarihinde TSK tarafından Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e teslim edilen muhtıranın onaylı bir suretinin” gönderilmesini istemişti. Ancak davanın önceki günkü duruşmasında mahkeme, Genelkurmay’ın, “uyarı mektubuna (muhtıra) ilişkin bilgi ve belgeye rastlanılmadığı” yanıtını gönderdiğini açıkladı. Mahkeme, muhtıra metninin Cumhurbaşkanlığı’ndan sorulmasına karar verdi. Mahkemenin bu talebi üzerine Köşk arvişinde “muhtıra” aranacak. Muhtıra 27 Aralık 1979 tarihini taşıyor. Bu tarihte, dönemin Genelkurmay Başkanı Evren ile diğer kuvvet komutanlarının imzasını taşıyan mektupta TSK’nın “cumhuriyeti kollama ve koruma görevine” işaret edilerek darbe uyarısı yapılıyordu. Korutürk, bu uyarı mektubunu, yılbaşı kutlamalarının geçmesini bekledikten sonra, 2 Ocak 1980’de dönemin Başbakanı Demirel ile diğer parti liderlerine iletti.

Duruşma salonunda işkence anları yeniden acıyla yaşandı
12 Eylül davasının geçen hafta yapılan ilk duruşmalarında darbenin mağdur ettiği kişilerin müdahillik talebinde bulunurken anlattıkları işkence hikayeleri kan dondurdu. Davanın üç gün süren ilk duruşmasında onlarca mağdur, kendilerinin veya yakınlarının gördüğü işkenceleri, işkence sonucu ölümleri ve uğradıkları zulümleri anlattı...

Ağar ve Şahin’e işkence suçlaması
Müdahil olmak isteyen Ahmet Cihan ise kardeşi Süleyman Cihan’ın öldürülmesinden Susurluk sanıkları olan, dönemin İstanbul Emniyeti 2. Şube Müdürü Mehmet Ağar ile Bostancı Karakolu Başkomiser yardımcısı ve İbrahim Şahin’in sorumlu olduğunu söyledi. Cihan, “Onlar devletin gücünü arkalarına almasalardı, katil ruhlarla cinayet işleyemezlerdi” dedi.

Ülkücülerden solculara yanıt
Duruşmada ülkücüler adına söz alan avukat Serdar Namdar, solcu müdahillerin ülkücülerin davaya müdahil olmamaları gerektiği yönündeki açıklamalarını eleştirirken şöyle dedi: “Milliyetçi kesimden 8 kişi idam edildi. Yılma Durak’a 38 gün işkence yapılmış, kızına işkence yapılacağı tehdidinde bulunulmuş, Durak, kafasını duvarlara vurmuştur.”

‘O kadınlar şimdi yaşayan bir ölü’
Duruşma salonunu en çok etkileyen ifadelerden birini davaya sosyalist ve feminist kimliğiyle katıldığını söyleyen Nimet Tanrıkulu verdi. “12 Eylül’de kadınlar işkencehanelerde, cezaevlerinde taciz ve tecavüze uğradılar. Bunu hiçbir hukuk düzeltemez” diyen Tanrıkulu şunları anlattı:

“Diyarbakır Cezaevi’nde müdür Esat Oktay Yıldıran ve şürekasının tecavüzlerine uğrayan bir kadın hamile kaldı ve çocuğunu doğurmak zorunda kaldı. O çocuğunu sonra evlatlık verdi. O kadın yaşayan bir ölü. Gayrettepe’de 45 gün boyunca işkence gördüm. Çırılçıplak soyuyorlardı ve elleri vücudumuzda geziyordu. Bu bir kadın için korkunç bir şeydir. Asla affetmeyeceğim. Bu sanıkların arasına somut olarak bize dokunan o ellerin sahipleri de girmelidir. Ben gözaltındayken, cesedi bulunmadığı için adı hâlâ kayıplar arasında olan Nurettin Yedigöl’ü koridorda cansız yatarken gördüm. Kafasından çivileyip öldürmüşlerdi.”

‘Etnik hınçla işkence yapıldı’
Taraf yazarı Orhan Miroğlu, Diyarbakır Cezaevi’nde gördüğü işkenceleri anlatırken, şöyle dedi: “Diyarbakır Cezaevi’nde tecavüz, işkenceyle öldürme vardı. Orada yatıp da tecavüze uğramayan yok gibidir. Bu işkenceler etnik bir hırsla yapılıyordu. Cezaevine görev yapanlara öncesinde öyle bir eğitim veriliyordu ki, nasıl olur da devletin buradaki Kürtleri kurşuna dizmediğine şaşıyorlardı. Öyle işkence yapıyorlardı ki, tek kelime Türkçe bilmeyenler, birkaç günlük işkenceden sonra İstiklal Marşı’nı ezbere okuyorlardı.”

‘Zehirlerinizle dolu içerisi’
12 Eylül döneminde cezaevi girişinde yediği dayak sonucu öldürülen Sol ve Onur Yayınları’nın sahibi İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost da müdahil olmak istediğini bildirdi. Dönemin Mamak Cezaevi Komutanı Raci Tetik ve diğer sorumluların da yargılanmasını isteyen Erdost, eşini öldürenlerin, kardeşi Muzaffer Erdost’a, “İçerisi sizin zehirlediklerinizle dolu” diyerek zihniyetlerini ortaya koyduklarını söyledi.

‘12 Eylül’de 56 marş ezberledim’
MARDİN Bağımsız Milletvekili ve DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, 1980 darbesiyle başlayan sürecin Kürtler için felaket dönemi olduğunu ve Diyarbakır zindanlarında o vahşetin tanığı olduğunu söyledi. Türk, “12 Eylül’de Diyarbakır zindanlarından tahliye olduktan sonra, öyle bir sistem öyle bir korku yaratılmıştı ki, ben şahsen 56 marş ezberlemiştim. Tahliye olduktan sonra kendi köyüme döndüğümde gece yatağımda uyurken, o marşları tekrarlıyordum unutmayayım diye. Unutursam, gidersem yine aynı işkencelerle zulümle karşılaşırım diye. Geceleri bazen uyuyamadan tekrar tekrar okuyordum. Unutmamaya çalışıyordum” dedi.

Darbeleri mağdurları araştıracak
TBMM Genel Kurulu’nda 11 Nisan Çarşamba günü yapılacak görüşmelerin ardından Meclis tarihinde ilk kez darbeleri araştırmak üzere komisyon kuracak. Henüz kurulmadan bu komisyonda görev almak için gerek iktidar gerekse muhalefet partilerinden pek çok vekil grup yönetimlerine başvururken, başvuranların ağırlıklı olarak 12 Eylül darbesi mağduru vekiller olduğu öğrenildi. Meclis Araştırma Komisyonları 17 kişiden oluşuyor. Komisyon üyelikleri partilerin sandalye sayılarına göre paylaştırılıyor. Mevcut durumda araştırma komisyonlarında AK Parti 10, CHP 4, MHP 2 ve BDP de 1 üye ile temsil ediliyor.

Hangi vekiller istiyor?
AK Parti’de darbe mağduru olduğu ifade edilen vekillerden Selçuk Özdağ, Naci Bostancı, Mehmet Domaç, Yaşar Karayel’in üye olma taleplerini grup yönetimine ilettikleri öğrenilirken, CHP’de de Musa Çam, Durdu Özbolat başta olmak üzere pek çok darbe mağduru ismin komisyonda görev almak istediği belirtiliyor. BDP ise Muş Milletvekili Demir Çelik’i komisyona üye göstermeyi planlıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.