Beşikci: Akiller devlete, Kürtlerin haklarını tanı demeli!

Kadir Kaçan / Demokrat Haber

İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü'nde İsmail Beşikci Vakfı ile Bilgi Kültür ve Düşünce Topluluğu tarafından Kürt Çalışmaları Konferansı düzenledi.

Konferansta inkar politikalarından kaynaklı yıllarca bilimsel alanın dışında tutulan Kürtler üzerine son dönemde sosyal bilimler, dil, folklor, müzik ve Ortadoğu’da Kürtleri yakından ilgilendiren değişimler üzerine yapılan akademik araştırmalar tartışıldı.

3 oturumda gerçekleştirilen konferansın açış konuşmasını İsmail Beşikci gerçekleştirdi.

Beşikci,“30 yıl öncesine nazaran bugün Kürt Meselesini daha rahat tartışabiliyor olduğumuz günlere gelebilmek için çok büyük bedeller ödendi. Gerek gerilla hareketi, gerekse yazarlar bu bedeli ödemişlerdir. Bütün bu bedeller ödendikten sonra bizler burada Kürt ve Kürdistan sorununu daha rahat konuşabiliyoruz. Geçen yıllarda Başbakan Dersim katliamından bahsederek yarım ağızla özür diledi. Bu özür sağlıklı bir özür değildi. Bu özür esasında CHP’yi ve Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu zor durumda bırakma amacıyla dilenen bir özürdü. Bu özürden sonra Kılıçdaroğlu başbakana Dersim katliamından söz ediyorsun, yarın da Ermeni soykırımından da söz edersin dedi. Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerine karşılık olarak başbakan, “Türkiye’de hiçbir siyasetçi böyle bir duruma düşmez. Bu duruma düşecek kadar şerefsiz değildir” dedi. Burada şunu söylemek isterim, Kürtlere ilişkin, Dersime ilişkin özürde yarım ağız özür dilerken, yakın doğu otokton halkları konusunda son derece sağlıksız bir yaklaşım sergiliyor” dedi.

“AKİLLERİN PKK’YE DİYECEKLERİ BİR ŞEY YOK”

”İslam kardeşliği, Kürtleri kandırmaya çalışanların sloganıdır” diyen Beşikci sözlerinin sonunda akil insanları anlamlı ve olumlu bulduğuna değindi.

Beşikci, “Akil insanların Kürt coğrafyasında gezmesine gerek yok, yani onların Kürtlere söyleyeceği bir şey yok, sadece devlete söyleyecekleri bir şeyler vardır. Akiller devlete, Kürtlerin haklarını tanı demelidir. Akillerin PKK’ye diyecekleri bir şey yok” diyerek konuşmasını bitirdi.

Prof. Dr. Gencer Özcan moderatörlüğünde birinci oturum başladı. Gencer Özcan, “Ben hayatımda ilk kez Kürtçe ve Türkçenin birlikte kullanıldığı akademik ortamda bulunuyorum” dedi.

Kürt Çalışmaları Konferansı 1. oturumunda ‘Ortadoğu ve Kürtler’ konuları Prof. Dr. Mesut Yeğen, Harun Ercan, Dr. Seda Altuğ ve Prof. Abbas Vali’nin sunumları ile gerçekleşti.

Oturumda ilk sunumu Harun Ercan yaptı. Harun Ercan ‘Ortadoğu Denkleminde PKK’ konulu sunumunda PKK’nin çıkışından önceki Kürt örgütlerinden, PKK’nin dönemsel olarak değişim dinamiğinde yaptığı yenilikler ve bu güne nasıl geldiğini anlattı.

Harun Ercan’ın sunumundan sonra Prof. Dr. Mesut Yeğen söz aldı. Mesut yeğen, ‘Süreç: Mecburiyetler, İmkanlar, Riskler’ konulu sunumunda dünden bugüne Kürt siyasal hareketinin yaptığı değişimler, siyasi kararlar, Türkiye hükümetinin yaptırımları, siyasal kararlar ve bugün barış sürecinde aldıkları roller üzerine konuşma yaptı.

Yeğen, ‘Bugün bu süreçte olmamızı gerektirenler mecburiyetleri, sürecin konuşulmaya başlanması imkanı, karşılaşılabilecek sorunlar da riskleri oluşturuyor. İçerisinde bulunduğumuz barış süreci sürpriz değil. 1991’den 2013’e geçen sürede olup bitenlere baktığımızda, bugün konuşulan süreç olağan bir durumdur’ dedi.

Yeğen sözlerine şöyle devam etti:

”Akil insanlar komisyonuna biçilen misyon Türkiye’yi sürece ikna etmeye yönelik çalışan bir komisyon olmasıdır. Yani bu komisyon süreci konuşmaya hazırlamak üzere hazırlanan bir komisyondur. Arabuluculuk yapma, yüzleşme yapma ve ya silahsızlanma yapmayı amaçlayan bir komisyon değildir. Tamamıyla normalleşmeyi sağlama amacı olan bir komisyondur”.

“KÜRTLER SİLAHLAR OLMADAN DA SİYASETİ BAŞARABİLECEKLERİNE İNANIYOR”

Mesut Yeğen, “Kürt siyasetçilerinin bu güne kadar ki beyanlarına baktığımızda, Kürt siyaseti Suriye’de olup bitenlere bağlı olarak ve 20 yıllık performasının iyi olmasına bağlı olarak, kendisine güvenmekte. Silahlar olmadan da Kürtler siyaseti başarabileceklerine inanıyorlar. Eğer bu süreç böyle devam eder ve silahsızlanma olursa diğer parçadaki Kürtleri de içerisine alan yeni fırsatlar ve imkanlar oluşacaktır. Örneğin Türkiye’deki muhafazakar dindar Kürtler ile KDP arasında bir rezonans olması bizleri şaşırtmaz” diyerek sözlerini bitirdi.

Seda Altuğ, ’Binxet'ten (Suriye sınırına yakın Türkiyeli Kürtlerin sınırın alt tarafına verdikleri isim. "Xet" sınır, hat demek. "Bin" de alt. Yani hattın altı) Rojava'ya Suriye Kürdistan'ında Toplum, Siyaset ve Devlet’ konulu konuşmasında Rojava’daki gelişmelerden, PKK’nin, Güney Kürdistan’ın ve Türkiye’nin oradaki siyasal durumundan bahsetti.

Seda Altuğ, ”Türkiyenin Suriye’ye bu kadar müdahil olmasının altında yatan sebep Kürtlerin orada Türkiye’den bağımsız bir statü elde etmesidir’ dedi.

Prof. Dr. Abbas Vali sunumunu Soranice yaptı. ‘Kürdistan Yerel Yönetimi, Ortadoğu’da Demokrasi için Mücadele ve Direniş’ konulu bir konuşmasında Prof. Dr. Abbas Vali, Türkiye'nin Irak hükümetinden bağımsız bir şekilde Irak Kürdistan Federe Bölgesi hükümetiyle petrol ticareti yaptığını söyledi.

2005 yılında 4 milyar dolar olan ticaret hacminin bugün 18 milyar doları bulduğunu söyleyen Vali, "Güney Kürdistan ile AKP arasındaki bu ilişki her iki taraf açısından da çok önemli. AKP Güney Kürdistan ile PKK ve Bağdat hükümetinden bağımsız olarak ticaret yapmaya başladı. Var olan ekonomik ticaret, Kürdistan'da fiili olarak bir şekilde devam edecek" dedi.

Bölgede yaşanacak ekonomik bir krizle siyasal krizin de yaşanacağına dikkat çeken Vali, "Güney Kürdistan hükümeti bu krizi şiddet uygulayarak çözmeye çalışacaktır. Çünkü 10 yıldır Güney Kürdistan hükümeti çok önem verdi ekonominin gelişmesine. Daha çok prestij sağlayan görünüm oluşturmaya çalıştı ki bu yapısı ekonomik bir yapı değil. Eğer bu burjuvazi ekonomik krize girerse hükümetten elini çekebilir. Bu hükümet peşmerge gücü dışında kendini yönetemez hale gelecek. Bu nedenle Güney Kürdistan hükümeti ekonomik gelişmeye önem vererek siyasi krizi engellemeye çalışıyor" dedi.

Irak Federal Kürdistan bölgesinin hassas bir süreçten geçtiğine dikkat çeken Vali, "Önümüzde başkanlık ve hükümet seçimi var. Hükümetin bir şekilde değişmesi gerekiyor. Siyasal karar alanların stratejik kararları var. Eylül ayında Güney Kürdistan hükümeti eğer değişimleri yapmazsa yani bölgesini demokratikleştiremezse, rantçı sistem devam ederse yönetimi uzun sürmeyecektir. Hükümetin halka cevap vermesi gerekiyor. Petrol ticaretini şeffaf yürütmelidir. Stratejik değişiklikler yapmalıdır. Eğer var olan süreç devam ederse çok derin bir krize gireceğiz. Hükümet hiçbir şekilde ayakta duramaz" sözleriyle konuşmasına son verdi.

“KÜRT LİDER VE ÖRGÜTLERİNE EŞİT MESAFEDE YAKLAŞMAK GEREK”

Konuşmaların tamamlanmasından sonra soru cevap bölümü tartışmalı geçti. 4 parçadaki Kürtlerin bir millet oldukları vurgusu yapıldı. Söz alan İsmail Beşikci Vakfı yönetim kurulu başkanı İbrahim Gürbüz, Kürt liderlerinin ve örgütlerinin tamamına eşit mesafede yaklaşmak gerektiğine ve hepsinin Kürtlerin değeri olarak görülmesine vurgu yaptı. Gürbüz, lider isimleri anılırken olabildiğince saygı çerçevesinde ifadeler kullanılması gerektiğini söyledi.

Soru cevap bölümünden sonra birinci oturum tamamlandı. Yemek arasına geçildi.

Yemek arasından sonra ikinci oturum İsmail Beşikci Vakfı’ndan Ayhan Işık’ın moderatörlüğünde başladı. İkinci oturumda Dr. Celîlê Celîl, Dr. Welat Zeydanioğlu, Dr. Clemence Scalbert Yücel sunum yaptı.

İlk konuşmayı,’ Üç Kafkas Cumhuriyeti’nde Eğitim ve Yayıncılık’ başlığıyla Dr. Celîlê Celîl yaptı. Celîl oldukça keyifli bir konuşma yaparak kendi tecrübelerinden ve yaptığı çalışmalardan uzun uzun bahsetti. Celîl, "1920 yılında Sovyet devletinde ilk yıllar Kürtler açısından önemli sorunlar oluşmadı. Bütün halkların eşit olduğunu söylediler, dilleri ve kültürleri tanındı. Bu dillerle yayıncılığın ve eğitimin olması gerektiğini söylediler. Kuzey Rusya'da buzulların arasında beş on haneden oluşan etnik gruplara bile kendi dillerinde eğitim hakkı verildi. Kürtler için de bu geçerli oldu" dedi.

“ÇOCUKLAR KÜRTÇE BİLMİYOR”

Sunumunda Kafkasya ülkelerinde çıkarılan Kürtçe kitap ve yayınları anlatan Celil, "Bugün gözümüzün önünde dilimiz ölüyor. Diyarbakır'da küçük çocuklar Kürtçe bilmiyor. Kim Kürtçe'yi tam anlamıyla biliyor ki? Dil siyasetten bağımsızdır, siyasete bağımlı değildir. Siyaset her zaman değişir onun için siyaset deniliyor. Binlerce çocuğumuz dilini bilmeyecek. Dil bir canlıdır; öğretilmediği zaman ölüyor" dedi.

Sözlerinin devamında Celîl, “Rahmetli babam nerde Kürtlerle ilgili bir kitap basılırsa gider o kitaptan 5 nüsha satın alırdı. Eve getirir o kitapları güzelce paketlerdi. Biz o kitapları okumak istesek babam kızar gidin ‘siz de satın alın’ derdi. Çünkü ‘bu kitaplar ileride Kürdistan’ın üniversitelerine lazım olacak’ diyordu. Ben o kitapları Viyana’ya yanımda götürdüm. Arşivimde 3 tondan fazla kitap var. O kitaplar Kürdistan’ın kurulmasını bekliyor’ dedikten sonra salonda alkışlar kopmaya başladı.

Celîlê Celîl sözlerine şöyle son verdi: “Kürtçe’nin resmi dil olması ve resmi kurumlarca güvence altına alınması konusunda Kürtler ayaklarını tek pabuca sokmalılar ve asla durdukları yerden hareket etmesinler. Çünkü Kürtçe Kürtlerin varlığıdır, Kürtçe Kürdistan’ın ta kendisidir“.

Dr. Celîlê Celîl’den sonra Fransız asıllı Clemence Scalbert Yücel ‘Kürt çalışmaları alanının gelişimi ve özerkleşmesi’ konulu konuşmasını yaptı.

Kürtçe konuşan Yücel, dinleyicilerden olumlu tepki alırken Kürtçe metin okurken yüzünün kırmızılaşması Dr. Celîlê Celîl’in gözünden kaçmadı. Celîlê Celîl, Clemence Scalbert Yücel’e “Sen Kürtçe’yi Kürt olmadığın halde çok güzel konuşuyorsun. O metni Kürtçe okuduğunda yüzün kırmızı oldu, bizim de seni dinlerken yüzümüz kızardı utancımızdan” diyerek Yücel’i onore etti.

Konuşmasında Yücel, "Dil bir ülkenin oluşmasında temeldir. Osmanlı devletindeki halklar ve aşiretler ile ilgili yapılan araştırmalar var. Bu araştırmalar devletin kendi etkisini etnik gruplar üzerinde yayma amacındaydı. Bu konu üzerinde birkaç tarihi araştırma yapılmıştır. Aşiretler 'medenileştirilmeye çalışılmıştır" dedi.

Fransa'nın Suriye egemenliği döneminde bir araştırma yaptığını belirten Yücel, araştırmaların temel amaçlarının Kürtler ve etnik gruplar üzerindeki devlet etkisinin artırılması olduğunu vurguladı.

Yücel’den sonra sözü Welat Zeydanioğlu aldı ve Kürt akademisinin durumuna ilişkin bir değerlendirme yaptığı “Kürt Çalışmaları Ağı ve Kürt Çalışmalarının Durumu” konulu sunumu Türkçe yapmayı tercih etti.

Kürt Çalışmaları konferansının 3. oturumu Bilgi Üniversitesinden Ronyî Onen moderatörlüğünde “Kürt Dili ve Edebiyatında Kimlik İnşası” konusuyla Dr. Ferhat Pîrbal, Dr Metin Yüksel ve Özlem Galip ile devam etti. Daha önce katılacağı bildirilen Prof. Dr Kadri Yıldırım katılamadı.

Dr. Ferhat Pirbal Soranice yaptığı sunumda ‘Ebdul Rehim Rehmi Hekarî’nin Modern Kürt Tiyatrosu ve Şiirinin Ortaya Çıkışındaki Rolü’ konusuna değindi.

Sonraki konuşmacı Metin Yüksel ise Kürtçe sunum yaptı. Ve sunumunda Dengbejlerin seslerinden kayıtlar dinleterek dinleyicilere Kürt Müziğinde önemli yeri olan dengbejleri hatırlattı.

Metin Yüksel kendisine ayrılan süreyi aştığı halde bölünmeyen konuşmasında "Gizli senaryolar, Duygular, Tarih-Biliş: Dengbej Reso'yu Dinlemek“ konusunu derinlemesine işledi.

Metin Yüksel’den sonra söz alan Özlem Galip “Gerçek ya da Hayal; Kürtçe Romanda Vatan Resmi” konusunu işledi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.