06 Ekim 2014 Pazartesi 09:16
10 yaşta örtünme cinsel dayatmadır

Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucularından ve uluslararası psikoloji dünyasında saygın bir yeri olan Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, küçük yaşlarda örtünmenin toplumsal arka planını anlattı.

Uzun yıllar UNİCEF danışmanlığı da yapan Kağıtçıbaşı örtünmenin buluğ çağından önceye indirilmesinin çocuğa vaktinden önce cinsellik dayatmak olduğunu söylüyor.

Kadın-erkek ilişkilerini sadece cinselliğe indirgeyen zihniyetin hâkim olmasından kaygılı olduğunu dile getiren Kağıtçıbaşı, bütün bunların arkasında ise ataerkil ideolojinin yattığını düşünüyor. Ona göre din sadece bir meşrulaştırma aracı.

Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'in  Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı ile yaptığı söyleşinin bir bölümü şöyle:

Ortaöğretimde türbanın serbest bırakılmasının sizce en sorunlu tarafı nedir?

Kız çocukları neden saçlarını örter? Tam bir cevap verilemiyor, çünkü aslında cevap cinsellikle ilgili. Ben bunun o yaşa indirilmesini çocuk gelişimi bakımından fevkalade yanlış buluyorum. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki o yaştaki ilişkiler eşitlikçi ve insancıl ilişkiler şekline girmeye başlar. Kız-erkek ayırmadan çocuklar birbirlerini arkadaş olarak görür.

Gerek oyunda gerek sınıf içinde çocuk bu şekilde gelişir. Çok daha sonra çocukluktan buluğ devresine geçtikten sonra cinsel kimlik ön plana çıkar. Erken yaşlarda çocuğa türban gibi simgesel özelliği olan bir giyim tarzını vermek, özendirmek veya dayatmak aslında çocuğa vaktinden evvel cinselliği öğretmektir. Cinselliği çocuğa indirmek ayıptır. Cinsellik bazında bir ilişki 10 yaşındaki bir çocuğa yakışmıyor. Aslında en büyük sorun kız çocuğunun erkek çocuktan ayrılması. Halbuki cinsiyete dayanmayan, hele cinselliğe hiç dayanmayan yakın arkadaş ilişkileri olabilmeli ki o çocuk ileride topluma katıldığında herkese eşit gözle baksın.

Bu tür bir koşullanmayla büyüyünce kadın-erkek ilişkisinin doğal gelişimi de bir anlamda sıkıntıya girmiyor mu?

Hem de nasıl. Nitekim bunu psikiyatrlar iyi bilir. Cinsellik korkulacak ve uzak durulması gereken bir şey gibi konumlandırılıyor.
Bunlar fazla yüksek sesle tartışılamıyor bile. Biz toplum olarak daha çok ahlak boyutuyla ilgiliyiz bu ilişkilerin.
Aslında İslamiyet cinselliğe çok toleranslıdır. Mesela Katoliklikte rahipler, rahibeler cinsellikten uzak durur. Bizde öyle bir şey yoktur.

Sizin daha önce yazdığınız bir makalede okumuştum; ‘Gelişim psikolojisine göre çocuk kendine bakanla, yani anneyle özdeşleşir. Nasıl bir anne modeli görüyorsa zaten onu örnek alır’ diyorsunuz.

Tabii. Zorlanma ve özendirilme ayrı iki süreç.

Tamam, o halde durum şu değil mi?... Zaten o kız çocukları okulda örtmeseler de en yakın çevrelerinde bunu görerek büyüyorlar. Okula açık gitmeleri ileride kapanmayacakları anlamına hiç de gelmiyor.

Söylediğiniz doğru. Evet ama bunun nasıl bu hale geldiğine bakmak lazım. Çünkü toplum değişti. Kapalı aileler zaten çoğunlukta artık. Söz konusu olan bir grup ailenin çocuğu değil, çoğunluk. Çünkü büyük bir sosyal değişme yaşandı toplumda. Daha önce geleneğimizde olmayan yeni bir kapanma şekli oluşturuldu.

Bu ‘yeni’ dediğiniz kapanma şeklinin ideolojik olduğunu düşünenlerden misiniz?

İdeolojik çünkü din adına yapılıyor. Bizim toplumumuzda başörtüsü hep vardı, eşarp, yemeni, vesaire şeklinde. Erkek de kasket takar. Biraz da başı korumak için. Yunanistan’da, Rusya’da da kadınlar başörtüsü takar. Bizde asıl mesele saçın görünmemesi üzerinden çıktı. Ne zaman ki 1960’ların sonunda Şule Yüksel çıktı. Bütün Türkiye’yi dolaştı. Bunu genç kadınlara aslında bir yenilik, modern bir örtü olarak sundu. O nedenle de önce ‘Şulebaş’, sonra ‘sıkmabaş’ denildi. Hiç saçı ve boynu göstermemek üzere düzenlenmiş bir baş kıyafeti. Bunu da dinin emri olarak sundular. Halbuki birçok ilahiyatçı bunun dinle ilgisi olmadığını söylüyor. Mesela eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu 2006’da Referans gazetesinde çıkan röportajında ‘Başörtüsü hiçbir zaman Müslümanlığın şartı olmamıştır’ diyor. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Şahin Filiz aynı şeyi diyor.




Din ne diyor noktasına gelmişken hatırlatmak isterim. Sizin geçmişteki ‘İngilizceden Kuran’ı okudum. Baş örtme şartı yok’ sözünüz çok tepki çekmişti.

İngilizce dedim diye alay ettiler. Hangi dilde olursa olsun... Tabii Türkçe meallerini de okudum. Ama önce İngilizcesini söyledim diye kızdılar. Ben Arapça bilmiyorum, sonuçta bunu bir yabancı dilde okuyacağım.

Türbana dönersek bu aslında bir moda olarak da lanse edildiği için gençlere hitap ettiği için de geniş bir kabul gördü. O genç kızlar şimdi anne. Ve onların çocukları aslında şimdi bahsettiklerimiz. O yüzden de bir sosyal değişme olgusu gündeme geldi. Kadınların zaten evden çıktıktan sonra başları kapalı. Çocuk da annesi gibi olmak istiyor. Birçoğu kendisi istiyor.

Zaten tam da bu yüzden bunu konuşurken çok sıkıntılı bir alana giriyoruz. Bu bir yaşam tarzı olarak önlerinde olduğu için sonuçta elbette bir kişisel tercih olmuyor mu?

Kişisel tercih denmez ona.

Ama biz de böyle ailelerde doğduğumuz için bu şekilde devam ettik muhtemelen.

Tamam. Dolayısıyla tercih değil.

Nedir peki bunun sosyolojik tanımı nedir?

Bunun adı sosyalleşmedir, yani çevreye uyumdur. Sosyalleşmede rol modelleri önemlidir. Dolayısıyla sevdiği annesine benzemeyi tabii ister. O yüzden de burada bir ikilem var.

Biz de böyle büyüklerle özdeşleşerek sosyalleşmedik mi?

Bütün dünya böyle sosyalleşti. Ama laik bir ülkenin eğitiminde buna yer olmaması gerekir. Bizim vergilerimizle kurulan, işleyen devlet okullarında bilimsel eğitim olması gerekir.

Yıllarca Kemalist düzenin laik bir yaşam tarzını zorla dayatarak toplumsal mühendislik yaptığını düşünenler...

Ben bunu kabul etmiyorum ama sorun peki sorunuzu, böyle olsa bile...

Şunu sormaya çalışıyorum. Laik bir toplum düzenini dayatmak nasıl toplum mühendisliği ise, bugün dindar bir nesil yetiştirme hedefini empoze etmek de toplum mühendisliği değil mi?

Hem de nasıl. Ve de aslında haksızlık ediliyor, onun için aynı fikirde değilim dedim. Ben 1960’larda, 70’lerde yaşadım ve Anadolu’da büyüdüm. “Herkesin başı kapalıydı da, sonra zorla açtılar” gibi bir durum yoktu ki! Türkiye’de kimse kimsenin dinine karışmadı. Sadece laik bir düzen eğitimde benimsendiği için çağdaş bir giyim tarzı istendi okullarda. Bir kere katı laiklik gibi bir lafı da kabul etmiyorum. Bir düzen ya laiktir ya değildir. Bir çağdaşlaşma hareketidir Cumhuriyet. Tabii ki biz yüzümüzü Batı’ya döndük ve o şekilde yaşanacak diye bir karar verdik. Beğenin veya beğenmeyin böyle bir yola girildi. Bunun da en temel noktalarından biri kadının eğitimiydi. İlk defa olarak kadın kamu düzenine eğitim yoluyla girdi. Ondan önce ancak mahalle mekteplerine giderlerdi ya da imkânı olanlar evde ders aldırırdı kızlarına. Kadının eğitime eşit dahil edilmesiyle toplum çok daha demokratikleşti. Kadın insan olarak ortaya çıktı. Bunlardan sonra 1970’lerde, 1980’lerde “Siz bize baskı yaptınız” diye bir şey ortaya çıktı.

Ama sonuçta başı kapalı genç kızların okuma hakkı ellerinden alınmıştı.

Tabii ki. Ben hiçbir zaman tasvip etmedim yasaklanmasını. Zaten herhangi bir şey yasaklanarak hallolmaz. Aksine ona tepki doğar.

Nilüfer Göle şöyle demişti: ‘İmamın kızı öğretmen olmak istiyor. Dolayısıyla Atatürk modernleşmesi başarısız olmuş sayılmaz.’ Katılır mısınız?

Nilüfer Göle gibi sosyologlar kapanmayı önerenlerin eline koz verdi. Nilüfer benim öğrencimdir; başarılı bir sosyologdur. Neden yanlış yaptı biliyor musunuz? Boğaziçi Üniversitesi’nde 12 kızla “focus grup” yaptı ve ona dayanarak genelleştirmeler yaptı... Bu tür niteliksel araştırmadan genelleme yapılmaz. Kitabı da sansasyonel oldu, bilmem kaç dile çevrildi. Sonra herkes ona yapıştı. Bu kızların kapanması, okumalarına imkân sağlıyor, kapanmasalar okuyamayacaklardı diye. Bu sadece bir varsayım ve yanlış. Eğer doğru olsaydı, kızların kapanmasından sonra üniversitedeki kız öğrencilerin sayısı çok artardı. Ama nüfus artışı ve erkek öğrenci artma oranından fazla bir artma yok.
Korkulan oldu, toplum dönüştürüldü

Cumhurbaşkanının ‘Dini eğitimi olmazsa uyuşturucu ve terör olur’ yorumunu nasıl buldunuz?

Ne diyeyim bilemiyorum... İmam hatiplere gidenler ahlaklı, başını kapatmayanlar ahlaksız. Sosyolog Sema Erder, bunu Ümraniye’yi incelediği bir kitabında detaylı anlattı. “Namuslu kızlar imam hatibe gidiyor, fazla namuslu olmayan Alevi kızlar karma okula gidiyor” şeklindeki yaygın görüşleri yazdı. Ne yazık ki, IŞİD de dini eğitim aldı, Taliban da...

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın 

Son Güncelleme: 06.10.2014 09:34
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.