‘Hiç merak etmeyin, hepsini spreyle yere sereceğim’
http://homoinsurrectus.com


Xeni Jardin

22 yaşındaki UC Davis öğrencisi W. (isteği üzerine ismini yayınlamıyoruz), elleri arkadan kenetli, sükunet içinde yerde otururken, polis memuru Teğmen John Pike’ın biber gazı sıktığı göstericilerden biri.

 

W. yaptığı açıklamada, memur Pike’ın kendilerine oldukça yakın mesafeden –cezalandırırcasına – askeri klansmandaki biber gazıyla müdahale ettiğini belirtiyor. Perşembe gecesi kampüsteki bir meydanı işgal ettikleri sırada polis memuru Pike ile tanışmışlar, yani memur onları isimlerine dek tanıyormuş. Öğrenciler Pike’a kahve ve yemek ikram etmiş, çadırlarını kurdukları sırada onunla ve diğer polislerle sohbet etmişler. Cuma günü UC Davis Üniversitesi rektörü Linda Katehi, sağlık ve güvenlik koşullarını bahane ederek işgal çadırlarının sökülmesini talep etmiş.

 

“Kaldırın kıçınızı yoksa size ateş edeceğiz”. Öğrencilerin söylediğine göre, biber gazını getirmeden önce memur Pike tam da bu lafları sarf etmiş. Sonra da yanındaki diğer polislere dönmüş ve “Hiç merak etmeyin, hepsini spreyle yere sereceğim demiş.

 

XJ: Görüntülerde ve fotoğraflarda senin de Teğmen John Pike’ın dün biber gazı sıktığı öğrencilerden biri olduğun açıkça görülüyor. Durumun bugün nasıl?

 

W: Boğazımda, burun ve dudaklarımda hala yanma var, hele uzanırken ve öksürürken canım daha da çok yanıyor. Spreyin etkileri hepimizde hala sürüyor.

 

XJ: Olayın nasıl geliştiğini aktarır mısın?

 

W: Gözlerimi korumak için kapşonumu indirdim. Biber gazının çoğu boğazıma isabet etti. Zaten daha o anda iki defa kusmak zorunda kaldım, sonraki bir iki saati de öğürerek geçirdim. Bazıları biber gazını özellikle gırtlağıma sıktığını gördüklerini söyledi, dehşete kapılmıştım ve kapşonum yüzünden olan biteni pek seçemiyordum, dolayısıyla bundan emin olamıyorum. Sıkılan gazın büyük bir kısmı da ciğerlerime kaçtı.

 

Yanımdaki kızlardan biri astım hastasıydı ve biber gazı yüzünden astım krizine girdi, hastaneye kaldırmak zorunda kaldılar.

 

Bize sıktığı biber gazı askeri kullanım için üretilmiş olanlardandı. En az 5 metre mesafeden uygulanması öngörülenlerden. Ama bize arada hiç mesafe bırakmadan, doğrudan sıktı. 20 yaşındaki bir başka öğrenci biber gazına maruz kaldıktan sonra tutuklandı, biber gazı yüzünden tıbbi yardım görmek yerine bir polis arabasının arka koltuğunda beklemek zorunda bırakıldı. Ellerine isabet eden gaz yüzünden ellerinde feci bir yanma hissediyormuş. Durumu polis memurlarına anlatıp tavsiye istemişse de hiçbiri oralı bile olmamış.

 

XJ: İşler o noktaya nasıl geldi? Cuma günkü olaylar kitlesellikten uzak değildi, işgal eylemleri de kampüste bir süredir yaşanıyordu, değil mi?

 

W: UC Davis’de geçtiğimiz haftadan beri gösterileri sürdürüyorduk. UC Berkeley’de çıkan olaylara vahşice müdahale edilmesi ve üniversite harçlarında %81’lik artış öngörüldüğü haberleri üzerine, bizim kampüsümüzde de Salı günü fakülte öğrencilerince bir yürüyüş düzenlenmişti.

 

Wall Street İşgali ile başlayan eyleme destek vermemin ve UC kampüsünde de benzer bir işgali savunmamın sebebi,  harçların artırılmasını önlemek ve özelleştirmeler ile kemer sıkma politikalarına dur diyebilmekti. Vatandaşların, ekonomik durumları ne olursa olsun, eğitim alma haklarının bulunduğuna inanıyorum. Öğrencilerin çoğu, mezun olduktan sonra öğrenci kredilerini geri ödeyebilecekleri işler bulamayacaklar. Yine de, insanları bilgiden mahrum bırakmak hiç de mantıklı bir şey değil.

 

Wall Street İşgali hareketi küresel bir olaya dönüştü fakat hareketin yereldeki tezahürleri her şehrin kendine özgü sıkıntıları çerçevesinde farklılaşıyor. New York’takiler Wall Street’e gidiyorlar. Oakland’dakiler soluğu limanda alıyor. Bizim Davis’teki adresimiz de üniversite.

 

Salı günkü yürüyüş, 2009’daki harç zammına karşı yapılan gösteriden beri en büyük eylemlilikti. Gösterilerin sonunda kampüste bir yürüyüş düzenledik ve kendimizi idari binaların orada bulduk. Olaylar kendiliğinden gelişti diyebilirim, bir anda binayı işgal etmeye karar verdik ve hepimiz bir köşeyi tuttuk, geceyi de orada geçirdik. Yönetim de bu eyleme izin verdi. Hatırlıyorum, memur Pike’la o gece eğlenceli bir konuşma yapmış, uzun süre laflamıştık. Benimle konuşurken son derece içtendi. İsmimi dahi biliyordu. Ona kahve ve yiyecek ikram etmiştik.

 

Yiyecek için bir komite oluşturmuştuk; işgalcileri öğrenci çiftliklerinde yetiştirdiklerimizle beslemeyi tasarlıyorduk. Her şey son derece iyi gidiyordu.

 

Çarşamba günü San Francisco’da büyük bir gösteri vardı. Biz de aynı gün, önümüzdeki sene için %81’lik harç zammını gündemine alan UC mütevelli heyeti toplantısını hedef aldık. Toplantıdakiler gelişimizi haber alır almaz görüşmeyi iptal ettiler. Sonradan öğrendik ki görüşmelerini Pazartesi günü telekonferans yoluyla yapmayı kararlaştırmışlar, böylelikle bizden de kurtulmuş olacaklardı.

 

UC Davis polisleri, çoğunluk gösteriler için San Francisco’ya gitmişken, Mrak Hall’da kalan 15 öğrenciyi bölgeden uzaklaştırmış.

 

Perşembe günü bir yürüyüş daha düzenledik, bu sefer bir genel meclis de oluşturmuştuk. Karşılaştığımız adaletsizliklere tepki olarak yeni bir işgal eylemi başlatmayı planladık ve böylece Perşembe akşamı kurulan 35 çadırla işgale başladık.

 

Harikaydı. Yemeğimiz vardı, şarkılar söyledik, öğrenciler birbirlerine dersleri için yardım etti… Önemli konulardan konuşuyorduk, kampüsümüzü ve bizleri etkileyen konulardan.

 

Rektör Katehi o akşamlık kampüsteki çadır yasağını delmemize müsamaha gösterdi ve kuralı bir seferliğine iptal ettiğini açıkladı.

 

Aynı akşam UC Davis öğrenci konseyi meclisine giderek, polis müdahalesi olmadan barışçıl bir biçimde gösteri yapma talebimizi onlara ilettik ve bu konuyla ilgili karar almalarını rica ettik. Kaleme aldığımız metni kabul ettiler. Böylelikle kampüste öğrencileri temsil eden kurumun desteğini de almış olduk.

 

Ertesi sabah uyandık ve kahvaltımızı yaptık, gerçekten de çok keyifli bir sabahtı.

 

Vakit daha öğleni bulmadan Rektör Katehi’den bir mektup aldık, sağlık ve güvenlik sebeplerinden ötürü çadırlarımızı kaldırmamızı istiyordu. Fakat nedense bu bahsi geçen sebepler yeterince açıklanmamıştı.

 

Mektubu okuduk ve aşağı yukarı şöyle bir yanıt verdik: “Bakın, kampüsteki kuralları ihlal ettiğimizin farkındayız. Fakat anayasada belirtilen temel hak ve özgürlüklerin kampüs kurallarının üzerinde olduğuna inanıyoruz.”

 

Aynı gün elimize bir mektup daha ulaştı, çadırlarımızın öğleden sonra 3’te söküleceği bildiriliyordu. Mektup imzasızdı, antetli bir kağıda da basılmamıştı. Yalnızca çirkin bir yazı karakteriyle kaleme alınmış bir paragraftan ibaretti: “Çadırlarınızı saat 15.00’a dek sökmenizi talep ediyoruz. Kampüsün başka bir bölümüne gitmeniz gerekiyor, bu sayede çadırları toplayabiliriz. İş birliği yapmadığınız takdirde tutuklanacaksınız.”

 

Kendi aramızda durumu tartıştık ve olduğumuz yerde kalmaya karar verdik. İlerleyen birkaç saati, çadırlarımızın götürülmesini önleyebilmek adına çeşitli taktikler geliştirerek geçirdik. Davis kent merkezindeki işgal hareketine katılmayı düşündük, belki hareket halinde olursak bizi yakalayamazlar dedik.

 

Saat 3 buçuğa geldiğinde birden toplumsal olaylarla mücadele polisleri çıkageldi, sayıları da oldukça çoktu. Geldiklerini görünce çadırlarımızı alanın ortasına getirdik. O ana kadar, her geleni doyurmuş olmamıza rağmen etrafı hiç kirletmemiştik. Kampüs görevlileriyle de konuşmuş,  işlerine mani olmamak için elimizden geleni yapacağımızı onlara iletmiştik. Çimleri sulamaları gerektiği vakit çadırlarımızı kenara çekiyorduk. Amacımız kimseyi rahatsız etmek değildi nihayetinde.

 

Polis gelince çadırlarımızı çember şeklinde dizdik. Bir çember kurduk ve polise hakaret içeren hiçbir ifade sarf etmedik. Biri birkaç defa “siktiğimin polisi!” diye bağırdı ama o iş de çok uzun sürmedi. Hiçbirimiz polise karşı slogan atmayı hedeflemiyorduk.

 

Bir anda polis hücuma kalktı.

 

O kadar yüksek sesle slogan atıyorduk ki, dağılmamız için yapılan uyarıları duymadık bile. Ardından, hiçbir uyarı yapılmaksızın polis vahşileşti ve birkaçımızı gözaltına aldılar.

 

Yakaladıklarının ellerini o kadar sıkı kelepçelediler ki, daha sonra çözmek istediklerinde çocuklardan birinin kelepçesini açmak mümkün olmamış. Bir diğeri ellerini hissetmiyordu bile, dolaşım o kadar bozulmuştu ki elleri mosmor kesilmişti. Kelepçelerden kurtulur kurtulmaz hastaneye koştu. Doktorlar, sinirsel bir hasar oluştuğu tespitini yapmışlar ve ellerini bir hafta boyunca hissetmesinin mümkün olmayacağını söylemişler. Bileklerinde kalıcı sinirsel hasar olup olmadığını anlamak için haftaya tekrar muayene edecekler.

 

İlk gözaltıların sonrasında bölgeye geri döndük. İnternette gördüğünüz videoların pek çoğu da bu noktadan sonra başlıyor zaten.

 

“Çadırları bırakın!” diye bağırdık. Dağılma ikazına uymamak dışında çiğnediğimiz tek kural, kampüste çadır kurmaktı. İlk gecemizi de Rektör Katehi’nin izniyle geçirdiğimize göre aslında hiçbir kurala karşı çıkmamıştık.

 

Böylelikle herkes çadırlarını toplamaya başladı. Bir yandan da başka insanları gözaltına almaya devam ediyorlardı. O anda hızla ortak bir karar almamız gerekiyordu ve bir yerde el ele oturarak bir çember kurarak polisleri içeride “tutsak” bırakmaya karar verdik. Çünkü aramızdan 3 kişiyi tutuklamalarına izin vermek hiç de adilane bir davranış değildi. Orada bulunan 50 kişiden yalnızca 3 tanesinin tutuklanması, kimsenin tutuklanmaya gönüllü olmaması kabul edilemezdi. Kurduğumuz çemberden dışarı açılan bir boşluk vardı ve tutukladıkları arkadaşlarımızı buradan götürüyorlardı. Bazı arkadaşlarımın bu noktayı tıkamaya gittiklerini gördüm ve ben de onların yanına gidip oturdum. Ellerimizi kenetleyip beklemeye başladık.

 

Biber gazına maruz kalacağımıza dair uyarılmamıştık.

 

Memur Pike bir arkadaşıma yaklaştı ve ona “kaldır kıçını yoksa seni vuracağım” dedi.

 

Sonra gerisingeri dönüp birkaç polisle lafladı. Başka polislerse oturma eylemini sürdüren kişileri alıp götürmekle meşguldüler. Pike da benzer şekilde davranıp bizi olduğumuz yerden kaldırabilirdi. Yalnızca oturuyorduk, barışçıl bir sivil itaatsizlik eylemi yapıyorduk.

 

Ama Pike arkasını döndü ve (arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla) diğer polislere “Hiç merak etmeyin, hepsini spreyle yere sereceğim” dedi.

 

Biber gazı spreyini herkesin görebilmesi için havaya kaldırdı ve şöyle bir çalkaladı.

 

Sonra her birimize üçer defa sıktı.

 

Sıfır mesafeden biber gazına maruz kalmak yeterince acı verici değilmiş gibi, bunu üç defa tekrarladı.

 

Ben sıranın sonundaydım. Spreyi ikince kez sıktığında kıvranarak ayağa fırladım ve bir ağaç dibine kusmak zorunda kaldım. Bağırıyordum, gazın yakıcılığından başka hiçbir şey hissedemiyordum. Birkaç dakika içinde öğürmeye başladım, nefes alamıyordum. Sonraki birkaç saat de kusarak ve öğürerek geçti.

 

Sonrasında daha da çok kişi tutuklandı. Başka biri ise etkisiz hale getirilmiş halde yerde yatarken biber gazına maruz bırakıldığını anlattı. Gazdan korunmak için tişörtüyle yüzünü kapatıyormuş ve polisler gazın ona tesir ettiğinden emin olabilmek için tişörtü sıyırıp gaz sıkmaya çalışmışlar.

 

XJ: Rektör Katehi en sonunda bu akşam olayla ilgili bir basın toplantısı yaptı.

 

W: Oraya ilk varan bendim. Yanına gittim ve kendimi tanıttım, “Bu okuldaki lisans öğrencilerinden biriyim. Aynı zamanda polis vahşetinin kurbanlarındanım” dedim. “Polis boğazımdan aşağıya biber gazı boşalttı. Kampüsünüz sınırları içerisinde bana yeterli güvenlik sağlamak konusunda üzerinize düşeni yapmadığınız görüşündeyim. Maruz bırakıldığım ıstıraptan bizzat sizi sorumlu addediyorum” diye konuştum.

 

XJ: Rektör Katehi ve UC’den talepleriniz neler?

 

 W: Hareket namına konuşamam, yalnızca kendi adıma konuşacağım. Kişisel isteğim, Rektör Katehi ve polis memuru Teğmen John Pike’ın istifa etmesi. Bu konuda hazırladığımız bir imza kampanyası da var. Rektörlerin haklarındaki suçlamalara cevap verecekleri bir düzenlemeye ve daha da temel olarak, demokratik yollara göreve gelebilmelerini sağlayacak bir seçim sistemine ihtiyaç var. Bu seçime öğrencilerin ve fakülte görevlilerinin de katılmaması için hiçbir sebep yok. Böylesi karaları vermek bile rektörleri tedirgin etmiyor, zira onlar mütevelli heyeti tarafından göreve getiriliyorlar ve heyetin tek gayesi daha fazla para kazanmak. Onlar Bank of America gibi koca koca kurumların yönetim kurullarındalar, yani en zengin %1 içerisindeler ve üniversite kurumunu da öğrencileri borçlandırarak ceplerini daha da fazla doldurmak için kullanıyorlar.

 

Pazartesi günü UC Davis’te geniş katılımlı bir gösteri olacak ve Rektör Katehi’yi de genel meclis toplantımıza katılması için davet ettim. Eğer bizle gerçekten  konuşmak istiyorsa, bizim koşullarımıza, güç dengelerinden yoksun oybirliği ilkesine riayet edip yanımıza gelebilir.

 

Yaptığı basın toplantısında açık bir söz verdi, toplantımıza katılacağını söyledi. Görüntülerde de gözüküyor zaten.

 

Çok büyük bir hata yaptığı kanaatindeyim, o ve Pike derhal istifa etmeli. Böylelikle biz de bu kurumu yönetmenin daha iyi yollarını araştırmaya başlayabiliriz.

 

XJ: O günün sizin için ifade ettikleriyle ilgili dünyayla paylaşacağınız son bir değerlendirmede bulunur musunuz.

 

W: Özellikle gösterilerin ne kadar güzel bir biçimde sona erdiğinin altını çizmek isterim. Tam bir adrenalin patlaması yaşıyordum ama öksürüklerimin arasından yumruğumu kaldırıp, polisleri meydandan kovmak için slogan atan diğer öğrencilerle dayanışma içine girdim. Vahşetin gözlerinin içine baktık ve barışçıl duruşumuzu korumayı başardık. Tüm dünyanın bize destek olacağından ve hareketin önüne geçilemeyeceğinden eminim.

 

Gözlerinizin önüne GDO sanayisine karşı çıkan ve kampüslerdeki güvenlik çılgınlığını kapı dışarı eden bir rektör getirin. Rektör dediğimiz niçin tüm üniversitenin dahil olduğu bir genel meclisin moderatörü olmasın ki? İşgal hareketinin ve kamuoyu ilgisinin polis şiddetine odaklanmasına izin vermemeliyiz. Polisin uyguladığı şiddet, düzenin çarpıklığının göstergelerinden biri sadece.

 

Çeviren: Doğu Eroğlu

 

Kaynak: boingboing.net

Biber gazına maruz kalan UC Davis öğrencisiyle röportaj” isimli eser Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır. Eserin lisans kapsamında kullanımı hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.