‘Sendikanın adı korkuyla anılmasın’

Bülent Yıldırım 15 yıllık kargo çalışanı. 13 yıldır da TÜMTİS sendikası üyesi. Sendika yöneticileriyle yaşadıkları sorunlar nedeniyle, 25 Ocak 2012 tarihinde işbaşı yaptığı FULL-NAK kargo firmasından, TÜMTİS Genel Merkezi’nin işverene kurduğu baskı sonucu işten çıkarıldı. O tarihten beri işe geri alınma talebiyle işyeri önünde direnişte. Kendisiyle sendikanın tavrı, işçilerin sendika yönetimleri tarafından maruz bırakıldığı baskının nedenleri ve bundan sonra yapmayı düşündükleri üzerine konuştuk…

 

Deniz Güneş / Demokrat Haber

 

Bianette çıkan haberde TÜMTİS Genel Başkanı sizin sendikayı itibarsızlaştırmaya çalıştığınızı ileri sürüyor.

Benim sendikamla bir sorunum yok. Sendika sadece Genel Merkezden oluşmaz. Yöneticisiyle temsilcisiyle üyesiyle hatta üye olmayan örgütsüz işçilerle bir bütündür. Ama sendikacıların genel anlayışı kendilerine karşı bir şey söyleyenleri hemen sendika düşmanı, sendika karşıtı ilan ederler. 12 yıldır sendikama üyeyim temsilcilik yaptım yöneticilik yaptım, emek vermişim, düşman olmamın hiçbir anlamı yok. Sadece işe dönmek istiyorum.

 

Peki ama işe geri dönerseniz ve Full Nak’ta bir sendika çalışması olursa yeniden aktif bir rol oynamayı düşünüyor musunuz?

Tabi ki rol alırım. Bana düşen rol neyse ben yerine getirmek isterim. Sendikaya katkı sunarım. Tabii beni ne kadar çalışmalara katacaklarına bağlı. Benim sendikayla değil bireysel yöneticilerle ilgili sorunum var. Mevcut idare etme biçimine eleştirim var.

 

Basında sendikalarla ilgili olumsuz haber çıkmasının sendikalara zarar vereceği, işverenlerin ekmeğine yağ süreceği söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu durumun sorumlusu ben değilim çözümü de benim elimde değil. Bir sendikanın bir üyesini işten attırmasının haber olması hoş değil ama bu durumu yaratan mevcut yönetimin kendisi. Benim düşündüğüm bu kaygıyı onların düşünmesi lazım. Benim yaşadığım olay istisna değil ve pek çok işçi bu nedenden ötürü sendikalara güvenlerini kaybedip sendikalara üye olmuyor. Bu olayları saklamanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Konuşmamız gerek ki sendika yönetimleri bu tutumlarını değiştirsinler.

 

Bir de şu noktayı unutmamak gerek. Ben işten çıkarıldıktan sonra haberin basında yer almaması için üç hafta çaba gösterdim. Kamuoyuyla olayı paylaşmadım. Çözülmesini bekledim. Çözüme dair adım atmadılar. Saldırgan tavırlarını devam ettirdiler. Ama çözülmediği yerde de çekip gitmek değil kendimi ifade etmem gerekiyordu. Hala da her platformda tartışmamaya, gündeme getirmemeye dikkat ediyorum. Sendika yönetiminin böyle bir kaygısı yok. Olsaydı çözüm için birsey söylerlerdi. Asıl bu şekilde sendikaya zarar veriyorlar, işverenlerin ekmeğine yağ sürüyorlar.

 

TÜMTİS’in örgütlü olduğu diğer işyerlerindeki işçiler ve eski çalışma arkadaşlarınız bu duruma nasıl tepki gösterdi?

İşçilerin büyük çoğunluğu bu durumun kabul edilemez olduğunu söyledi. Yönetici yapmak istememe olabilir, temsilci yapmak istememe olabilir, ama iş hakkını gaspetmenin doğru olduğuna inanmıyorlar. Ama kimse tartışamıyor. Çünkü yöneticiler işyerlerini dolaşıyor, üyeleri tehdit ediyorlar. Kimse görüşmeyecek bu kişiyle, yoksa disipline veririz gibi şeyler söyleyerek sindirmeye çalışıyorlar. Zaten sendika içi çatışmalardan işçiler çok büyük zararlar gördü artık haksızlıklara karşı kimse ses çıkaramıyor .

 

Örgütlenme tarihinde bu kadar emek vermiş, mücadele etmiş işçiler neden bu kadar çekiniyorlar?

Geçmişle alakalı bir şey. Çok fazla iç kavganın yaşandığı bir sendika burası. 20 yıldır böyle. Bu Genel Merkez yönetimi İstanbul şubesini kapattı ve üyeleri Genel Merkez’e bağladı. Daha önceki yönetim de şubeyi tehdit olarak görüp üyeleri başka şubeye bağlamıştı. Şube başkanı ve sekreterinden sendika aracını almıştı. Şimdiki ve eski yönetim arasındaki tartışmalar sırasında dört işçi işten attırıldı. Basında da çıkmıştı bu haberler. Sonuçta mağdur olan hep işçiler oldu. Ben de beni ziyarete gelmek isteyenlere bile gelmeyin diyorum. Kimsenin baskıya ve tehdide maruz kalıp işten atılmasını istemiyorum.

 

Çok fazla iç kavga yaşanmış, orası açık. Ama öte yandan da bakıyoruz işçiler açısından başarılı örgütlenme kampanyaları da var. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben TÜMTİS’in sarı sendikalar gibi sendikal örgütlenme sürecinde işçiye ihanet eden bir sendika olduğunu söylemiyorum. TÜMTİS işverene karşı işçileri örgütlerken kararlı ve mücadeleci bir tavır sergiliyor. Ama sorunlar örgütlenme sonrası sendikanın kendi iç işleyişinde başlıyor. İşverene karşı sendika iyi mücadele ediyor ama kendi üyesiyle demokratik bir ilişki kuramıyor. İşçilere hiçbir yetki vermiyor. Sorunların çözümünde temsilcilere yetki vermeden kendisi çözmeyi tercih ediyor. İşçileri tehdit ediyor. Birden kendisi işveren gibi davranmaya başlıyor.

 

İşe başlattırılmayan diğer işçi, B. Ç., kendisini önceden tanıyor muydunuz?

Burak’ı UPS direnişinde gördüm, Mahmutbey’de. Ama kişisel bir yakınlığım yok.

 

O halde sizin işten attırılmanızla onun durumu arasında doğrudan bir bağlantı yok?

Hayır. Ama bence ortak nokta ikimizi de kendilerine muhalif olarak görmeleri. Örneğin ben istifa ettikten sonraki dönemde iki işyerinde iki işyeri temsilcisini de görevden aldılar. Süper Kargo’da ve Antep Kargo’da.

 

Sizle neden bu kadar ters düştü sendika yönetimi?

Biz İstanbul Şubesi’ndeyken önceki Genel Merkez yönetiminin de anti-demokratik tutumunu eleştiriyorduk. Örgütlenme tarzını. Şube yöneticilerini yok sayan tavrını. Hatta bu tepkimizi 2004’deki Genel Merkez Kongresi’nde şube yönetim kurulu olarak istifa ederek gösterdik. Eski yönetimin değişmesinde de çabamız ve emeğimiz oldu. Sonra yeni yönetimde de benzer sorunlar gördük. Direnişlere yeteri kadar çaba koymamalarını, şubeye müdahale etmelerini, kişisel ilişkilerle sendikayı yönetmelerini eleştirdik.

 

Sendikacılarda şöyle bir duygu var. Demokrasi kültürü çok gelişmediği için seçimle gelenler birden sahiplenme duygusu geliştiriyorlar. Ben profesyonel olmadım hiç ve profesyonelliğin getirdiği de bir şey bu diye düşünüyorum. Bu durumda sendika yönetimleri sınıfsal bakış açısı değil bireysel bakış açısıyla, patron gibi bakıyorlar. Sanki sendika değil de iş yeri yönetiyorlar. Onlar söyleyecek, diğerleri yapacak.

 

Ama 13 yıl siz de aynı sendikada hem üye hem şube yöneticisi olarak çalışmışsınız. Siz de aynı sendikal kültürün parçasısınız. Benzer hatalar yapmadınız mı?

Yanlışlar yaptım tabii ki. Bazı olaylarda ve durumlarda. Refleks verirken. Ama ben yöneticilerde eleştirdiğim sahiplenme duygusuyla hareket ederek işçiler üzerine baskı kurmadım. Kendimi sendikanın sahibi gibi görmedim. Tersine şubede işçilere insiyatif vermeye çalıştık, işçileri sendikanın tüm çalışmalarına kattık. Karar merciinde temsilciler yer aldı hep. Zor durumlarda da işçilerle birlikteydik hep.

 

İşten çıkarıldıktan sonra işverenle görüştünüz mü? Her gün işyeri önünde beklemenizden rahatsızlık duyuyor mu?

İşveren bu durumdan rahatsız ama benim işyeri önünde beklememe bir şey demiyor. Çünkü benim iş verenle sorunum yok. ‘Sendikayla meseleni çözersen gel işbaşı yap. Sen sıkıntını çözmeden ben de sıkıntıya giriyorum’ diyor.

 

Peki basında çıkan haberlerden sonra sendikanın tavrında bir değişiklik oldu mu?

Bianette çıkan haberde suçlamaları reddediyorlar. Oysa Genel Merkez, ben firma yöneticisinin yanında olduğum sırada telefon açarak işten çıkarılmamı istedi. Ama madem doğru değil, o halde önerim şu: Şahitler huzurunda işvereni arasınlar ya da işyerinde görüşsünler. Bizim Bülent Yıldırım’ın işe başlamasıyla ilgili bir problemimiz yok desinler. İşveren de ona göre hareket etsin.

 

Öte yandan konuyla ilgili kendileriyle görüşen bazı sendika ve siyasi yapılara işten attırılmam için işverenle konuştuklarını kabul etmişler. Bu konuda da haklı olduklarını çünkü benim sendika düşmanı olduğumu söylemişler. Ki tekrar ediyorum, ben sendika karşıtı değilim. 10 yıl boyınca önce temsilcilik, sonra da yöneticilik yaptım. Sendikanın çıkarlarını hep korudum. Sendikal mücadeleden dolayı hala devam eden birçok davam var. Sendika yöneticilerini eleştirmek sendika düşmanı olmak anlamına gelmez.

 

Sendika tavrını değiştirmezse siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Benim için bu mesele sadece iş hakkı meselesi değil artık. Ben benimle aynı durumda olan herkes adına çalışma hakkımı sonuna kadar savunmak istiyorum. İşten atılma korkusuyla eleştirmeye, sorgulamaya korkan işçilere de örnek olmak istiyorum. Bu nedenle mesele çözülene kadar demokratik yollarla yapılabilecek bütün eylemleri yapmak istiyorum. İş yeri önünde beklemenin çözüm açısından çok işe yarayacağını da düşünmüyorum artık. Farklı eylemler, yapmayı hatta sendikanın Genel Merkez binasına giderek açlık grevi eylemi yapmayı bile düşünüyorum.

 

İşsizlik korkusu en büyük korkudur Türkiye’de. İşverenden sonra sendika da yaşatıyor bu korkuyu işçiye. İstiyorum ki artık sendikanın adı korkuyla anılmasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.